Paralel Devlete Suçüstü: 14 Parmak İzi

Hakan Fidan soruşturmasıyla başlayan, 2004 MGK kararlarının ve bazı kamu kurumları arası yazışmaların basına sızdırılması ve en son olarak da bakanlara ve hatta Başbakan Erdoğan’a uzanan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarıyla devam eden Cemaat-AKP güç gösterisinin kızışmasıyla saflar son günlerde biraz daha belirginleşmeye başlamış; Başbakan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın yazdığı bir köşe yazısında cemaati kendi ülkesinin milli ordusuna kumpas kurmakla suçlaması hükümetin askerlere karşı yürütülen hukuk dışı Ergenekon ve Balyoz davalarındaki sorumluluğu cemaate yükleyeceğinin göstergesi olmuştur. Bu noktada hükümetin bu çabaları kapsamında atabileceği en kolay adımlardan birisi altında Dursun Çiçek’in imzasının taklidi olan İrticayla Mücadele Eylem Planı (İMEP) üzerindeki kime ait olduğu tespit edilemeyen 14 parmak izinin üzerine gitmektir. Jandarma Kriminal’in yaptığı parmak izi incelemsinde belge üzerinde Dursun Çiçek’in parmak izi bulunamamış ancak “kime ait olduğu tespit edilemeyen” 14 adet parmak izi bulunmuştur. Mahkemeden tüm taleplerimize rağmen bu parmak izlerinin kime ait olduğunun tespiti içinse hiçbir araştırma yapılmamıştır. Bu konuda yapılacak detaylı bir araştırma sonucunda o parmak izlerinden biri ya da birkaçının cemaat mensuplarına ait çıkması durumunda kendi milli ordusuna kumpas kurmakla suçlanan cemaate suçüstü yapılmış olunacaktır.

Bu noktada Ergenekon davasından ağırlaştırılmış müebbet, Balyoz’dan ise 16 yıl ceza alan Dursun Çiçek’le ilgili davanın detaylarını hatırlatmakta fayda var. Özellikle 2004 MGK kararlarının kamuoyuna yansımasından sonra kafaları karıştıran soru “Madem hükümetin altına imza attığı böyle bir MGK kararı var, Dursun Çiçek İrticayla Mücadele Eylem Planını hazırladı diye neden müebbet hapse mahkum edildi?” oldu.

Bu aşamada vurgulanması gereken üç nokta var.

  1. İrticayla Mücadele Eylem Planı (IMEP) sahte bir plandır. MGK kararları verilmiş olsa bile, irticayla mücadele bir devlet politikası olarak kabul edilmiş ve yürütülmüş olsa bile, Dursun Çiçek’in imzaladığı iddia edilen bu plan hala sahte bir plandır, altındaki imza hala taklittir. Bu yeni ortaya çıkan belgeler bu gerçeği değiştirmemektedir. Kamuoyunun hafızasını tazelemek adına, kısaca bu belgenin sahteliğini ortaya koyan kanıtları burada tekrar etmekte fayda var.
    • Sadece son sayfasında bir imza bulunan 4 sayfalık dokumanda Dursun Çiçek’in parmak ve avuç izi bulunamamıştır.
    • Belge üzerinde inceleme yapan Adli Tip genel kurulunda yıllarca imza inceleme uzmanı olarak görev yapmış olanların tamamı belgedeki imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğu sonucuna varılamayacağı yönünde görüş bildirmiştir.
    • Normalde Adli Tip Kurumu’na incelenmek üzere gelen bu tip bir belgeyi inceleyecek uzmanların kura ile seçilmesi gerekirken İMEP’i ilk inceleyen üç kişilik ekip özel olarak atanmıştır. Bu ekip Adli Tip Kurumu’ndaki imza inceleme bölümüne belgenin incelenmesinden sadece birkaç hafta önce atanmış ve aldıkları kısa bir imza inceleme kursu sonucunda imza inceleme “uzmanı” olarak göreve başlamıştır. Ayni dönemde Savcı Zekeriya Öz’ün Adli Tip Kurumu’na yaptığı ziyaret de yapılan incelemenin güvenilirliğine gölge düşürmektedir.
    • TUBİTAK, Adli Tıp, Emniyet Kriminal tarafından hazırlanan tüm raporlarda Dursun Çiçek’in imzasının basit, taklidi kolay bir imza olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca Jandarma Kriminal’in raporuyla anlaşılmıştır ki, imza keçeli uçlu bir kalemle atılmıştır ve bu tip kalemlerle atılan imzalarda derinlik ve fulaj karşılaştırması yapılamamaktadır. Böyle bir imzanın kimin eli urunu olup olmadığına sağlıklı bir şekilde karar verilmesinin mümkün olmadığı uzman görüşleriyle sabittir ve zaten Adli Tıp Kurumu raporuna muhalefet şerhi koyan gerçek imza inceleme uzmanları da bu gerçekleri kararlarına gerekçe olarak göstermişlerdir.
    • Belgenin Genelkurmay karargahındaki hiçbir bilgisayarda izinin olmadığı ve Genelkurmay karargahındaki hiçbir yazıcı tarafından yazdırılmadığı Jandarma Kriminal raporu ile ve naip hakim Hüsnü Çalmuk’un Genelkurmay’daki tüm bilgisayarları incelemesi sonucuyla sabittir.
    • İlk basta belgenin sadece fotokopisi Avukat Serdar Öztürk’ün ofisinde Serdar Öztürk’ün ve diğer avukatların ofiste olmadığı bir günde “bulunmuş”, ofiste ele geçirilen tüm belgeler üzerinde parmak izi incelemesi yapılmasına rağmen bu 4 sayfalık fotokopi üzerinde ısrarlı talebimiz sonucu mahkemenin aldığı karara rağmen Emniyet Kriminal parmak izi incelemesi yapmamıştır.
    • Emniyet Kriminal’in isin başından beri içinde olduğunu gösteren bir diğer veri ise henüz daha İMEP’in “ıslak imza”lı versiyonu ortaya çıkmamışken, Emniyet Kriminal’in sadece İMEP’in fotokopisi üzerinden yaptığı imza incelemesinde imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu yönünde rapor vermesidir. Bu kadar basit bir imzada, sadece fotokopi üzerinden eli urunu olup olamayacağının anlaşılmasının mümkün olmadığı birçok başka uzman tarafından tescillenmiştir.
    • Girişimlerimiz sonucunda alınan diğer tüm uzman raporlarında imzanın Dursun Çiçek’in eli urunu olduğunun söylenemeyeceği belirtilmiştir.
    • İMEP’in ıslak imzalı versiyonunu gönderen ihbarcıyla ilgili çelişkiler bulunmaktadır. Jandarma Kriminal raporuna göre 95 gram ağırlığında olan ihbar mektubu ve içinden çıktığı söylenen evraklar ve zarfın o dönem postaneden alınan ücret tarifelerine göre postaneden 200 kuruşa gönderilmiş olması gerekmesine rağmen, 110 kuruşa gönderildiği anlaşılmıştır.  İhbarcının kendini “bir asker” olarak tanıtmasına rağmen belge üzerindeki parmak izlerinin hiçbiri Genelkurmay’da çalışan personelin parmak iziyle uyuşmamaktadır.
    • Dursun Çiçek’in Erzincan’a gittiği ve orada İMEP’in uygulamaya konduğu iddiaları defalarca çürütülmüştür. İlk önce Mazlum Otel’deki bir Dursun Çiçek kaydı bulunmuş ama daha sonra bunun bir isim benzerliği olduğu ortaya çıkmıştır. Mahkeme sürecinde yine aynı iddiaları desteklemek için mahkemeye sunulan Ankara/Erzincan uçak bileti de THY’den gelen cevap yazısıyla kesin olarak kanıtlandığı gibi başka bir Dursun Çiçek’e aittir. Dursun Çiçek’i Erzincan’da gördüğünü iddia eden ve bu yöndeki tek delil olan gizli tanık ifadelerindeki çelişkiler ise defalarca kamuoyuna yansımıştır. Konuyla ilgili detaylara buradan erişilebilir.
    • Davadaki bir başka Dursun Çiçek ise inşaat işçisi olarak çalışan yine başka bir Dursun Çiçek’tir. Bu Dursun Çiçek’in telefonları 6 ay sureyle dinlenmiştir. İşin ilginç tarafı ise bu dinleme kararının daha İMEP Taraf gazetesinde yayınlanmadan önce alınmış olmasıdır. O donemde hakkında herhangi bir soruşturma bulunmayan Dursun Çiçek’in telefonlarının dinlenmeye başlanması Dursun Çiçek’in daha ortada hiçbir şey yokken hedef olarak seçildiğini göstermiştir.
    • Dava surecinde dinlenen gerçek tanıkların ve sanıkların tamamı ifadelerinde İMEP’i ilk kez Taraf gazetesinde yayınlandıktan sonra gördüğünü belirtmiştir.
    • İMEP’in askeri yazım tekniklerine uymadığına ilişkin olarak alınan 5 ayrı bilirkişi raporu mevcuttur.
  2. İMEP’in sahteliğini ve bu sahteliği kimlerin organize ettiğini tespit etmek hala mümkündür.
    • Jandarma Kriminal’in yaptığı parmak izi incelemesi sonucunda belge üzerinde “kime ait olduğu belirlenemeyen” 14 adet parmak izi bulunmuştur. Bu parmak izlerinin kime ait olduğunun tespiti için kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır. Bu parmak izlerinden birinin iddia edilen olay akışı içerisinde belgeye dokunmuş olamayacak birine ait çıkması durumunda ortaya atılan hikayenin sahteliği kanıtlanmış olacak, dahası belgeyi üreten çetenin elemanları hakkında da çok önemli ipucuna erişilmiş olunacak.
    • Mahkeme’den ısrarlı taleplerimize rağmen, mahkeme ihbar mektubu ve ıslak imzalı belgenin gönderildiği Çukurambar Postanesi’nin kamera kayıtlarını çok geç istemiştir. PTT’den gelen yanıtta, kayıtların 3 ay sureyle saklandığı, daha sonra silindiği, mahkemenin yazısı ellerine ulaştığında ise istenen tarihin üzerinden 3 ay ve sadece birkaç gün geçmiş olması sebebiyle kamera görüntülerinin artik ellerinde olmadığı belirtilmiştir. Sadece birkaç günlük gecikme yüzünden sahte ihbarcı kimliğini gizlemeyi şimdilik başarabilmiştir. Mahkemenin silindiği iddia edilen görüntüleri kurtarmak için herhangi bir çabasının olmaması da mahkemenin de ihbarcının kimliğini saklama çabalarına ortak olduğu hissiyatını yaratmaktadır. Bu görüntülerin kurtarılması yine davayla ilgili çok önemli ve davanın seyrini değiştirebilecek delillere sahip olunacağı anlamına gelmektedir. Bunun yanı sıra ihbar maillerinin gönderildiği adreslerde ikamet eden kuruyemişçi Süleyman Saraç, ihbar mektubu yazarı Serdar Çakır ve diğer şahıslar ifadeye çağrılıp bu mailleri kimlerin gönderdiği tespit edilebilir.
  3. İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın sahte bir plan olduğunu en başından beri söylenirken, İnternet Andıcı’nın gerçek bir belge olduğu yine en başından beri kabul edilmektedir. Buna rağmen bu iki belge özellikle yandaş basınca kasıtlı olarak birbirine karıştırılmakta ve kamuoyunun her iki belgeyi gerçekmiş gibi algılamasına sebep olmaktadır. Taraf gazetesinin gecen hafta açıkladığı MGK kararları ve daha sonrasında yine ayni gazetece yayınlanan hükümet içi yazışmalar göstermiştir ki irticayla mücadele devlet politikası olarak benimsenmiş, su andaki hükümet üyelerince de bu politikalar kabul edilmiş, uygulamaya geçirilmiştir. Bu gelişmelerden sonra Internet Andıcı’nın hukuk dışı bir belge olarak değerlendirilmesi, bu belge gerekçe gösterilerek eski Genelkurmay Başkanı dahil birçok kişinin müebbet hapis cezası alması abestir, hukuksuzdur. Konuyla ilgili su detaylar gözden kaçırılmamalıdır:
    • Internet Andıcı’na konu olan siteler Dursun Çiçek Genelkurmay’a atanmadan önce kurulmuştur.
    • Sitelerin kurulması için gerekli bütçe Milli Savunma Bakanlığı’nca karşılanmıştır.
    • Sitelerin kurulması, isletilmesi için gerekli olan yazışmalar, onaylar dönemin hükümet yetkilileri ve Milli Savunma Bakanlığı dahil tüm ilgili mercilerden alınmıştır.
    • MGK kararlarının ortaya çıkış şekli de yargılama sürecinin nasıl işletildiğini göstermektedir. Bu belgeler yargılama süreçlerinde açıkça istenmiş olmasına rağmen mahkeme veya Başbakanlık tarafından gizlenmiştir.
    • Genelkurmay’ın işlettiği internet sitelerinde orijinal içerik yoktur. Bu sitelerde yayınlanan yazılar açık kaynaklardan derlenip toplanan yazılardır.
    • İrticayla mücadelenin su anki Cumhurbaşkanı, Başbakan ve hükümet üyelerince devlet politikası olarak kabul edildiğini düşünürsek bu sitelerde irticai faaliyetlere karşı haberlerin yayınlanmış olması doğaldır. O dönemde bazı YAŞ kararlarına muhalefet şerhi koyan aynı hükümet üyeleri MGK kararlarını herhangi bir şerh koymadan imzalamıştır ve bu kararların sorumluluğu altındadır.

Ortaya dökülmeye başlayan kirli çamaşırlar kaçınılmaz sonun başlangıcı. İMEP’in sahteliği er ya da geç ortaya çıkacak ve sahte belgeler üreten bu çete cezasını çekecek. Buradan bu çeteye dahil olmayan hükümet üyelerini bu çetenin ortaya çıkarılması için gerekenleri yapmaya davet ediyoruz. 14 parmak izinin sahibinin bulunması, PTT kamera kayıtlarının kurtarılarak ihbar mektuplarını gönderen kişilerin bulunup güvenilirliklerinin anlaşılması en kısa zamanda somut olarak atılabilecek adımlar. Hükümet üyelerinin bu adımları atmaması, bilakis bu adımların atılmasını engellemesi onları da bu çetenin koruyucusu, kollayıcısı durumuna düşürüyor ve siyasi olarak sorumluluğu üzerilerine daha da yıkıyor. Fethullah Gülen’in yaptığı “Sahte CD’ler caiz değildir.” açıklaması Gülen Cemaati’nin Ergenekon, Balyoz, OdaTV gibi davalardaki sorumluluğu hükümetin üzerine atmaya çalışacağını gösteriyor. Hükümetin gerçekleri ortaya çıkartmak için elini çabuk tutmamasının maliyeti ise her gecen gün artıyor.

Islak İmza’yı Gerçek Bir Uzman İncelerse..

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Dursun Çiçek ile ilgili olarak, soruşturma aşamasında alınan ve çelişkileri, esiklikleri ile raporların alınması sürecindeki siyasi baskı, açıkça ve çok sayıda hukuki gerekçe ile ortaya çıkan imza raporlarının, çelişkilerini gidermek için uzmanlığı tartışılamayacak kişiler tarafından, imza ile ilgili inceleme raporu alınması talebimizi hiçbir gerekçe sunmadan bir buçuk yıldır reddetmiştir.

Ancak raporların çelişkiler barındırmadığını iddia eden iddia makamının görüşlerinin aksi yönde düşünen ve bunu bilimsel raporuna yansıtan, Adli belge inceleme uzmanı ve İstanbul Adli Yargı Adalet Komisyonu Bilirkişi Listesine kayıtlı, Yeminli Bilirkişi Y. Doç. Dr. Jale Bafra tarafından hazırlanan rapora buraya tıklayarak erişebilirsiniz.

Dr. Jale Bafra Türkiye Adli Bilimler Derneği ve Adli Belge İncelemeciler Derneği Kurucu Üyesidir. İ.Ü.Adli Tıp Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyelisidir ve Adli Belge incelemesi ile ilgili olarak çok sayıda bilimsel çalışma ve yayınlara imza atmıştır.

Bafra tarafından iki ayrı rapor hazırlanmıştır. 18.12.2011 tarihli rapor, İrtica İle Mücadele Eylem Planı isimli belgenin, son sayfasında, Dursun Çiçek adına atılı imzanın Çiçek’in eli ürünü olup olmadığının belirlenmesi ile ilgilidir. Bafra belgenin düzenlenişine ilişkin bazı tespitlerde bulunmuştur.

Dr. Jale Bafra ayrıca 14.12.2011 tarihinde hazırladığı bilirkişi mütalaasında ise soruşturma aşamasında verilmiş bilirkişi raporlarına ilişkin sorularımızı cevaplandırmıştır. Bu cevaplardan birini burada özetleyecek olursak:

İmza ve belge incelemesinde Bilirkişilik başlıklı Mart 2010 tarihli İmza inceleme uzmanı, Belge İnceleme Uzmanları Derneği Başkanı  Yalçın Çakıcı tarafından yazılan ve İstanbul Barosu Aylık Bülteninde yayınlanan makalede, ‘Adli Tıp, Kriminal Polis ve Jandarma Kriminal’de görev yapanlar önce ilgili olanda yetiştirilmek üzere asistan olarak atanarak, altı ay teorik ve uygulamalı eğitim alırlar sonrasında ise uzmanlık alanında, uzmanlar gözetiminde EN AZ 3 YIL süreyle fiilin çalıştırılırlar. Fiili çalışma süresini dolduran asistanlar için her yıl Nisan ve Ekim aylarında, en az bir hafta süreli kurs düzenlenir. Kurs bitiminde yapılan teorik sınav yapılır ve başarılı olanlara uzmanlık sertifikası verilir.’ -denilmektedir. Ancak ATK tarafından verilen raporda, rapora muhalefet şerhi koyan belge inceleme konusunda uzman doktorların dışında, rapor hazırlanmadan 1 ay önce atandıkları mahkemeye sunulan Fizik İhtisas Dairesinden gelen yazı ile belli olan 6 kişinin aslında uzmanlık olanlarının neler olduğuna bakacak olursak, Gürol BERBER’ in ADLİ TABİP, Ahmet Bülent ÖZATA’ nın SES İNCELEME UZMANI, Eyüp KANDEMİR’ in, ATK. SES VE GÖRÜNTÜLEME MERKEZİNDE GÖREVLİ UZMAN, H. Bülent ÜNER’in FİZİKÇİ- UZMANLIK ALANI BALİSTİK ve İsmail ÇAKIR’ın ise, SAHTE DEĞERLİ METAL TETKİKLERİ UZMANI olduğu anlaşılmaktadır.  Bu kişilerin, belge hakkında düzenlenen ilk rapordan sonra, bir haftalık kurs ile ADLİ BELGE İNCELEME şubesinde çalışmaya başladıkları Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından mecliste kabul edilmiştir.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, E. 2007/6-139, sayılı kararında, Somut olayda, grafoloji uzmanı olmayıp, adli tıp uzmanı olduğu saptanan kişi tarafından düzenlenen raporun bilirkişinin uzmanlık alanı ve yemininin yaptırılmamış olması dikkate alındığında hükme esas alınması hukuken olanaksızdır.” denilmektedir. Tabi ortada hukuki bir yargılama olsaydı…

 

16 Soruda Albay Dursun Çiçek Vakası


Bir Islak İmza da Benden!

03 Haziran 2009 tarihinden beri Türkiye’de bir hukuk katliamı yaşanmaktadır. Albay Dursun Çiçek’in hazırladığı iddia edilen İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nın (İMEP) 12.06.2009 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlanmasının ardından yandaş basında başlatılan karalama kampanyası ve sonrasında iktidarın yönetiminde başlatılan ve sürdürülen soruşturma ve yargılama süreçleriyle ile Türkiye bir hukuk devleti olmaktan çıkmıştır.

Türkiye’de 2011 yılında hala devam eden bu siyasi davada, Dursun Çiçek hakkında düzenlenen, iddianamenin tamamı isimsiz, imzasız ihbar maillerinden ve mektuplarından oluşmaktadır. Ortada yasal hiçbir delil yokken, taklit imzalı sahte bir plan gerekçe gösterilerek Dursun Çiçek’in üç kez tutuklanması ve aylardır tutuklu yargılanması temel insan hakları ve anayasanın hürriyetçi demokrasi ve hukuk düzeni anlayışı ile bağdaşmaz.

Dava sürecinin nasıl geliştiğinin özetine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. (Lütfen kampanyaya katılmadan önce bu yazıyı okuyun.) Dava sürecinde yaşanan hukuksuzluklar ve çarptırılan veya karartılan delilleriyle bu dava Türk Hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Bu süreçte sizleri de sessiz kalmamaya ve yaşananlardan duyduğunuz rahatsızlığı yüksek sesle yetkililere duyurmaya davet ediyoruz. Bir hukuk devleti olması gereken Türkiye Cumhuriyeti’nin temel insan haklarına saygı duyulduğu ve adil yargılanma hakkının çiğnenmediği bir ülke haline gelebilmesi için sorumluluk almaya ve üzerinize düşen görevi yapmaya burada başlattığımız imza kampanyasına adınız, soyadınız ve email adresinizi vererek başlayabilirsiniz.

Unutmayın ki hukuk hepimize lazım.

Adaletle,

İrem Çiçek, Deniz Çiçek



ALBAY, İŞADAMI, İŞÇİ, YOLCU!

Islak İmza davasının bugünkü duruşmasında Ergenekon savcılarının tertip ve skandalları ortaya döküldü. Albay Dursun Çiçek, hakkındaki soruşturmanın ne zaman başlatıldığını ve belge operasyonun ne zaman planlandığını anlattı.

Islak imzalı davasının 14. duruşması Mahkeme Başkanı Köksal Şengün’ün dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’ndan gönderilmediği hatırlatmasıyla başladı. Ardından sanık ve vekillerinin taleplerine geçildi. Duruşmada tutuklu sanıklar dava sürecinde yaşanan hukuk skandallarını belgeleriyle ortaya koydular. Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek, iddia makamının “İrticayla Mücadele Eylem Planı” başlıklı belgenin Taraf gazetesinde yayımlanmasından sonra hakkında soruşturma başlatıldığı iddiasını yalanladı. Albay Dursun Çiçek hakkındaki soruşturmanın, Taraf’ın 12 Haziran 2009 tarihli yayınından 3 ay önce başlatıldığını belgeledi.

Albay Çiçek, 9 Mart 2009 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararla telefonlarının 6 ay süreyle dinlendiğini söyledi. Mahkeme 6 ay süreyle Dursun Çiçek’i dinlemişti. Ancak dinlenen Dursun Çiçek, Albay değildi. Dinlenen Dursun Çiçek Ankara’da bir inşaat işçisiydi. Mahkeme 6 ay boyunca Albay Dursun Çiçek diye başka bir kişiyi dinlediği ortaya çıktı. Albay Çiçek bu durumu “hukuk cinayeti” olarak nitelendirdi ve “’Türkiye’de bir Dursun Çiçek avı başlatıldı’” dedi.

Albay Çiçek’in avukatı İrem Çiçek işadamı, işçi, yolcu ve albay olmak üzere toplam 4 Dursun Çiçek’in davaya konu olduğunu ifade etti. Birinci Dursun Çiçek Erzincan’da Konak Mazlum Otel’de kalan işadamı olan Dursun Çiçek.

İkinci Dursun Çiçek, Ankara’da yaşayan bir inşaat işçisi. Üçüncü Dursun Çiçek, ise bir yolcu.

Avukat İrem Çiçek mahkemenin 18.04.2004 tarihinde bilet alan bir başka Dursun Çiçek’in de peşine düştüğünü söyledi ancak bu kişinin de Albay Dursun Çiçek olmadığını belirtti. Avukat İrem Çiçek, mahkemeye “tahliye için daha kaç Dursun Çiçek gereklidir” diye sordu.

İddianamedeki bir yalan daha Gazi Üsteğmen Serdar Öztürk tarafından ortaya çıkarıldı. Ergenekon savcılarının, “Serdar Öztürk’e ait” dedikleri telefon numarasının başka bir Serdar Öztürk’e ait olduğunu anlaşıldı.

(Ulusal Kanal)

Kamu vicdanına sesleniyoruz:

12 Haziran 2009 tarihinde Taraf gazetesinde “İrticayla Mücadele Eylem Planı” başlıklı, sahte bir plan yayınlanmıştır. Bahse konu planın bir fotokopisinin 03-04 Haziran 2009 tarihinde Bestekar Sok. No 17/2, Kavaklıdere, Çankaya/Ankara adresindeki Avukat Serdar Öztürk’ün bürosunda bulunduğu iddia edilmektedir.

İlk başta ortaya çıkan fotokopi belgenin orjinali olduğu iddia edilen “taklit imzalı sahte planın” 30 Eylül 2009 tarihinde Çukurambar/Ankara postahanesinden bir zarf içinde “Sayın Zekeriya Öz, İstanbul Adliyesi, Beşiktaş/İstanbul“ adresine posta ile gönderildiği ileri sürülmektedir.

Babamız Dursun Çiçek’e atılan iftiranın ve hukuk cinayetinin faillerinin ortaya çıkarılmasına yönelik olarak, bu sahte planın hazırlanması, fotokopinin avukatın bürosuna konması ve Beşiktaş adliyesine gönderilmesi hakkında, insanlık ve dürüstlük adına bilgi ve belge sunan şahıslara 100,000TL ödül verilecektir. Bilgi ve belgeyi veren kişilerin kimliklerinin korunması birincil önceliğimiz olacaktır. Yaratılan korku imparatorluğunda masum insanların kafalarında oluşabilecek kaygıların giderilmesi için elimizden geleni yapacağımıza kimsenin şüphesi olmasın.

Herkes elini vicdanına koysun. Bugün benim başıma gelmedi, tuzum kuru diyenler, yarın bu tür saldırı ve iftiralara hazır olsun. Hiçbir miras, doğruluk ve dürüstlük kadar zengin değildir. Haksızlık yapmak kadar yapılan haksızlığa göz yummak da insanlık dışıdır. Akıl ve vicdan sahibi tüm insanları bahse konu hukuk cinayetine son verme konusunda duyarlı olmaya davet ediyoruz.

İrem ve Deniz Çiçek

Email: islakimzakuruyor@gmail.com

Bir aile gezisi nasıl bir buçuk ay hapse sebep olur?

30 Ağustos’taki son duruşmada Dursun Çiçek’in tahliye talebinin reddedilme sebebi 2008 yılının Aralık ayında (yani daha sözde İrticayla Mücadele Eylem Planı ortada bile yokken) Erzincan-Erzurum arasındaki Tercan ilçesinde cep telefonu sinyalinin belirlenmiş olmasıydı. Dursun Çiçek adına kayıtlı cep telefonundan İstanbul’da bir numara ile Kara Kuvvetleine ait başka bir numarayı aranmıştı. Babama mahkemede sormak zahmetinde bile bulunmayan mahkeme heyeti bu iddianın araştırılması için mahkemeyi bir buçuk ay sonrasına, 18 Ekim tarihine erteledi. Peki, babam gerçekten Tercan’a gitmiş miydi? Kara Kuvvetlerine ait bir numarayı aramış mıydı?

Evet, babam 2008’in Aralık ayında Tercan yakınlarında cep telefonunu kullanarak bir telefon görüşmesi yaptı. Ancak o sırada ne Tercan’a, ne Erzincan’a, ne de Erzurum’a gidiyordu. Ailecek yapılan bir Doğu Anadolu -> Gürcistan -> Azerbaycan gezisinin başlarındaydı. Organizasyonunu ve planını benim yaptığım bir gezinin başıydı bu.

Amerika’dan Türkiye’ye her tatile geldiğimde yaptığım gibi bir günlüğüne de olsa anneannemi ziyaret için Sivas’a gitmemizle başlamıştı gezimiz. Yani Tercan’da cep telefonu sinyali belirlendiğini “tespit” eden savcılar, babamın cep telefonu sinyalinin bir gün öncesinde ve hatta aynı günün sabahında Sivas’ta belirlendiğini de biliyorlardı. Sivas’tan ayrıldıktan sonra ikinci durağımız Sarıkamış’tı. Bir günlüğüne kayak yapmak planımız vardı ve babam yolda giderken aynı zamanda Harp Okulu’ndan sınıf arkadaşı olan Sarıkamış Tugay Komutanı’nı yaklaşık varış saatimizi bildirmek ve yolculuğumuzun iyi geçtiğini söylemek için aramıştı. Yani yolda Tercan yakınlarından aranan bir Kara Kuvvetleri numarası buydu. İstanbul’daki diğer numara ise yolculuğumuzun yolunda gittiğini söylemek için aradığımız kuzenimizin numarasıydı.

Tercan’daki cep telefonu sinyalini tespit eden savcılar, bundan birkaç saat sonra Sarıkamışta ta aynı telefonun sinyalinin tespit edildiğini biliyordu. Hatta ertesi gün sabah saatlerinde Ardahan’da, ardından Kars’ta da aynı telefon sinyali belirlenmişti. Bunlardan birkaç saat sonra da karayoluyla babam ile birlikte annemin, kardeşimin ve benim Türkiye dışına çıktığımızı ve Türkiye-Gürcistan sınır kapısından geçtiğimizi de bilmemesi mümkün değildi bu savcıların.

Bu bilgilerin hiçbirini mahkemeyle paylaşmayarak sadece babamın Tercan yakınlarında cep telefonunu sinyalinin belirlendiğini ve Kara Kuvvetleri’nden bir numarayla görüşüldüğünü mahkeme heyetine söyleyen savcılar amaçlarına yine ulaştı. Bu iddiaların araştırılması için mahkemenin bir buçuk ay ertelenmesini ve bu süre içinde babamın tutukluluk halinin devam etmesini sağladı ve mahkemenin başından beri asıl amaçları olan “tutukluluk sürelerinin fiili mahkümiyete dönüşmesi”ni bir kez daha başardılar. İşte Beşiktaş adaleti buydu!

Daha önce en sevdiğim aile fotoğraflarımızdan olan, Tiflis’te çekindiğimiz şu fotoğraf şu anda babamın bir buçuk ay daha hapiste kalmasına sebep olan bir geziyi ifade ediyor. Son bir yılda zaten hayatımızdaki birçok şeyin anlamı değişti; olayların ilk gününden itibaren birçok şeyin aynı olmayacağını kestiriyordum ama bu kadarını da beklemiyordum. Yine söylüyorum, adalet bir gün hepimize lazım olacak…