Özel Yetkili Mahkemeler…

Türkiye Cumhuriyeti Sayın Başbakanı tarafından dahi ‘Devlet içinde devlet oldular’ denilerek ağır şekilde eleştirilen ve ‘haksız tutuklama- yakalama kararları verdikleri’ gerekçesiyle kamuoyunda güvenilirliklerini yitirdikleri açıkça ifade edilerek faaliyetlerine 6352 sayılı yasa ile son verilmiştir. Mulga Silivri’deki Özel Görevli Mahkemelerinden yargılamasına devam edenler  hukuka aykırı karar ve işlemlerini sürdürmeye devam etmektedir. Adil yargılama hakkının açıkça ihlali niteliğinde savunmanın lehine delilleri görmezden gelen mahkeme aynı zamanda sanık ve avukatlarının bilirkişi raporu alınması yönündeki taleplerini israrla reddetmektedir. En basit yargılamada bile kovuşturma aşamasında bilirkişi raporu alınırken bu mahkemelerin israrla bu talebi reddetmesi, sahte belgeleri üretenlerin ortaya çıkarılmasını önleme çabasıdır. Komuoyunda Oda TV davası olarak bilinen davada sanıkların tutuklanmasından yıllar sonra, yargılama aşamasında rapor alınması ile iddia edilen verilerin virus yolu ile sanıkların bilgisayarlarına yüklendiği anlaşılmıştır. Bu davada ortaya çıkan tespit dahi adil bir yargılamada, diğer özel yetkili mahkemeler tarafından bilirkişi raporu alınması yönünde derhal karar vermeyi gerektirirken, mahkemenin bu yöndeki talepleri halen daha reddetmesi, tarafsız olmadıklarını, yürütülen yargılamanın adil olmadığını ve müvekkillerimizin siyasi çıkarlar için özgürlüklerinin gasp edildiğini bizlere göstermektedir. Mahkeme bilirkişi raporu alınması yönündeki taleplerimizi reddettiği gibi CMK md. 68 gereğince soruşturma aşamasında alınan raporları hazırlayan kişilerin ve rapora imza atan uzamanların duruşmada dinlenmesi yönündeki taleplerimizi de gerekçesiz kararları ile reddetmektedir.

Ceza yargılaması sisteminde ‘sözlü’ yargılama esas olmasına rağmen mahkemece sanıklar ve avukatlarının sözlü talepte bulunma hakkı engellenmiştir. Yine CMK’nun 149. maddesindeki emredici düzenleme uyarınca, avukatın yargılamanın her aşamasında sanığa hukuki yardımda bulunma hakkı ve yükümlülüğü bulunmasına’ rağmen duruşma salonuna yerleştirilen bariyerlerle avukatın müvekkili ile fikir teatisinde bulunması kasıtlı olarak engellenmiştir.
Yine CMK’nun 154. maddesindeki amir hükmü uyarınca “avukatların müvekkilleri ile olan yazışmaları hiçbir şekilde denetime tabi tutulamayacakken” sanıklar ve avukatları arasındaki tüm yazışmalar denetlenerek açıkça suç işlenmektedir. Bu haliyle mahkeme sanıklara ‘suçlu’ avukatlarına ise ‘suç ortağı’ gözüyle baktığını ilan etmiştir.
Yine CMK md 181’e aykırı olarak mahkeme hangi tanığın, ne zaman ve hangi konuda dinleneceğini sanık ve avukatlarına bildirmemekte ve son anda supriz tanıklar ortaya çıkmaktadır. Tarafsız ve bağımsızlıklarını yitirdikleri daha çok sayıda somut durum ile ortaya konun mahkemeler ile Silivri’de bir hukuk suikasti yaşanmaktadır.

Reklamlar

Önce Bir Hedef Seç, Sonra Komployu Kurarsın..

Albay Dursun Çiçek’in telefonlarının daha sahte İrticayla Mücadele Eylem Planı ortaya çıkmadan önce ve hakkında suç unsuru olabilecek herhangi bir delil olmadan dinlenmeye çalışıldığı ortaya çıktı. Komployu gösteren mahkeme kararıyla birlikte buradan paylaşıyoruz.

Dursun Çiçek ismi 4 Haziran 2009 tarihinde avukat Serdar Öztürk’ün bürosunda bulunduğu iddia edilen fotokopi bir belgeyle Ergenekon davasının sanık listesine eklendi. En azından tüm kamuoyu ve biz ailesi bunu bu şekilde biliyorduk. Ayrıca ne Haziran 2009 öncesindeki Ergenekon iddianamelerinde ismi geçiyordu ne de kamuoyunda “Islak İmza Davası” olarak da bilinen davanın iddianamelerinde Haziran 2009 öncesine dair herhangi bir delil vardı. Ancak (buraya tıklayarak erişebileceğiniz) İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2009/257 no’lu ve 9 Mart 2009 tarihli kararıyla ortaya çıktı ki İrticayla Mücadele Eylem Planı ortada yokken, hatta yazıldığı iddia edilen Nisan 2009 tarihinden bile önce Dursun Çiçek’in telefonları dinlenmeye çalışılmış. 2008/1692 soruşturma numaralı dosya kapsamında verilen bu karar gösteriyor ki:

  1. Dursun Çiçek ile ilgili herhangi bir delil yokken 2008 tarihinde bir soruşturma dosyası açılmış bile.
  2. Soruşturma kapsamında Dursun Çiçek’in suçlu olabileceğini gösteren hiçbir delil bulunamamasına rağmen temel özgürlük hakları çiğnenerek telefonları dinlenmeye çalışılmış.
  3. Yapılmaya çalışılan hukuksuzluklar bile düzgün yapılamayarak yanlış Dursun Çiçek takibe alınmış. Mahkeme kararındaki ne telefon doğru ne de adres.

Sonuç olarak buradan da açıkça anlaşıldığı gibi, 2008 yılında Dursun Çiçek hedef olarak seçilmiş ve hakkında herhangi bir delil olmamasına rağmen bir soruşturma açılmış. Hukuki yollardan aleyhte herhangi bir delil bulamayan emniyet ve savcılık hukuk dışı telefon dinlemeleri yapmaya çalışmış. Tüm çabalara rağmen aleyhte hiçbir delil bulunamayınca “delil yaratma” yoluna giderek Dursun Çiçek’in imzası taklit edilmiş. Şu an itibariyle Dursun Çiçek’in tutukluluğu göz önüne alındığında kurulan komplo işe yaramış gibi gözüküyor. İşte Türk hukuku işte Türk adaleti!

Oooo Piti Piti Karemela Sepeti…

İstanbul 10. Ağır  Ceza Mahkemesi heyeti keşke “ooo piti piti” yaparak kimlerin tutuklu kimlerin tutuksuz yargılanıyor olacagina karar veriyor olsalardı. O zaman belki Dursun Çiçek’in şanslı gününe denk gelir ve tutuksuz yargılanırdı.

Yakalama emri çıkarılırken neye göre karar verildiği konusunda sanırım en kabul gören iddia haftaya başlayacak YAŞ toplantılarındaki terfileri etkilemek ama tabi hakimlerin kafalarından ne geçtiğini tam olarak bilmek mümkün değil. Ama kesin bilinen bir şey varsa o da çıkarılan yakalama emrinin kesinlikle hukuki bir karar olmadığı. Neden mi? Açıklamaya çalışalım:

Ortada hukuka uygun bir yargılama olsaydı aynı suçtan yargılanan ve haklarındaki delillerin de birebir aynı olduğu sanıkların aynı şekilde yargılanıyor olması gerekirdi değil mi. Şimdi Dursun Çiçek’e isnat edilen suça bakalım (iddianamenin Dursun Çiçek ile ilgili kısmı için buraya tıklayın): “Balyoz Güvenlik Harekat Planıyla irtibatı ve içeriği detaylı olarak açıklanan Suga Harekat Planı kapsamında planın icrası için oluşturulan planlama ve iş bölümünde Akdeniz Bölgesi Müzahir Subay ve Astsubay Listelerinin hazırlanması göreviyle görevlendirildigi, aldığı emir gereği Akdeniz Bölgesi müzahir subay ve astsubay listesinin hazırlanması çalışmasına katıldığı, bu şekilde Turkiye Cumhuriyeti Hükümetini Cebren İskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmeye Teşebbüs suçunu işlediği kanaatine varılmıştır.”

Davanın diğer sanıklarından Mehmet Ferhat Çolpan ile ilgili iddianamede kendisine isnat edilen suç ise (iddianameden aynen kopyalıyorum): “Balyoz Güvenlik Harekat Planıyla irtibatı ve içeriği detaylı olarak açıklanan Suga Harekat Planı kapsamında planın icrası için oluşturulan planlama ve iş bölümünde İstanbul Bölgesi Müzahir Subay ve Astsubay Listelerinin oluşturulması göreviyle görevlendirildigi, aldığı emir gereği söz konusu listeyi hazırladığı, bu şekilde Turkiye Cumhuriyeti Hükümetini Cebren İskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmeye Teşebbüs suçunu işlediği kanaatine varılmıştır.

Ümit Özcan’a isnat edilen suç ise (iddianameden aynen kopyalıyorum): “Balyoz Güvenlik Harekat Planıyla bağlantılı olarak hazırlanan ve içerik ve niteliği iddianamenin genel değerlendirme bölümünde detaylı olarak izah olunan Suga Harekat Planı’na bağlı olarak bu planın icrası Gölcük’te bulunan müzahir subay ve astsubay listelerinin hazırlanması göreviyle görevlendirildigi, bu görevlendirme kapsamında söz konusu listeyi hazırladığı, bu şekilde Turkiye Cumhuriyeti Hükümetini Cebren İskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmeye Teşebbüs suçunu işlediği kanaatine varılmıştır.

Özetle, bu üç sanığa da isnat edilen suç Suga Harekat Planı kapsamında görev bölgelerinde bulunan müzahir subay astsubay listesi hazırlamak ve bu listelerin imza kısımlarında bu sanıkların isimlerinin bulunması. İddianamenin Mehmet Ferhat Çolpan ile ilgili kısmı ve Ümit Özcan ile ilgili kısmı Dursun Çiçek ile ilgili kısmıyla neredeyse kelimesi kelimesine aynı. (Çolpan ve Özcan ile ilgili kısımlarında sarı kalemle belirtilen yerler Dursun Çiçek ile ilgili kısmıyla birebir aynı.) Üç sanık da isnat edilen suçu kabul etmiyor, üç sanığın ifadeleri birbirlerine çok yakın ve üç sanığın da haklarında hiçbir başka delil yok.

Benzer şekillerde sanıklardan Nuri Alacalı –> Ankara, Uluç Yeğin –> Deniz Hava Üs, Nihat Altınbudak –> İzmir/Marmaris, Ercan İrençin –> Karadeniz, Levent Çehreli –> Dz.K.K.’lığı emekli personeli içinde müzahir subay astsubay listelerinin hazırlanmasıyla suçlanıyor ve iddianamenin ilgili kısımları da yukarıdaki örneklerde olduğu gibi hemen hemen kelimesi kelimesine aynı.

Şimdi gelelim “oo piti piti” kısmına. Kendilerine isnat edilen suç ve aleyhlerinde kullanılan deliller kelimesi kelimesine aynı olmasına rağmen mahkeme Mehmet Ferhat Çolpan ve Ümit Özcan’ı tutuksuz yargılarken, buradan erişebileceğiniz tesnip zaptından da görüleceği üzre, yukarıda adı geçen ve aralarında Dursun Çiçek’in de olduğu diğer 6 sanığın tutuklu yargılamasına oybirliğiyle karar veriyor.

Balyoz davasındaki 102 tutuklamanın iddianamedeki iddialardan tamamen alakasız, farklı sebeplerle ve hukuk dışı bir şekilde yapıldığının en somut göstergesi olan bu çarpıklık yargılamanın hukuka tamamen aykırı olduğunun en açık göstergesi. Mahkeme heyetinin bu yaptıklarını kamuoyuna açıklayabilmesi mümkün değil. Daha da önemlisi ileride de bugün bu masum insanlara yaşattıkları hukuksuzluklar yüzünden kendilerini yargılayacak diğer mahkemelere de hiçbir açıklama yapamayacaklar.

Bu arada son bir not: Eğer iddia edildiği gibi kimlerin tutuklanacağı YAŞ’taki durumlarına göre belirleniyorsa mahkeme heyetine buradan duyuralım. Geçen sene Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı açıklamada da belirttiği gibi Deniz Piyade sınıfının sadece bir amiral kadrosu var ve bu kadro 2008 yılında dolduruldu. Dolayısıyla Dursun Çiçek’in bu yıl herhangi bir terfi beklentisi zaten yok. Artık daha fazla bu kirli oyunlara komplolara bulaştırmayın onu.