Paralel Devlete Suçüstü: 14 Parmak İzi

Hakan Fidan soruşturmasıyla başlayan, 2004 MGK kararlarının ve bazı kamu kurumları arası yazışmaların basına sızdırılması ve en son olarak da bakanlara ve hatta Başbakan Erdoğan’a uzanan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarıyla devam eden Cemaat-AKP güç gösterisinin kızışmasıyla saflar son günlerde biraz daha belirginleşmeye başlamış; Başbakan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın yazdığı bir köşe yazısında cemaati kendi ülkesinin milli ordusuna kumpas kurmakla suçlaması hükümetin askerlere karşı yürütülen hukuk dışı Ergenekon ve Balyoz davalarındaki sorumluluğu cemaate yükleyeceğinin göstergesi olmuştur. Bu noktada hükümetin bu çabaları kapsamında atabileceği en kolay adımlardan birisi altında Dursun Çiçek’in imzasının taklidi olan İrticayla Mücadele Eylem Planı (İMEP) üzerindeki kime ait olduğu tespit edilemeyen 14 parmak izinin üzerine gitmektir. Jandarma Kriminal’in yaptığı parmak izi incelemsinde belge üzerinde Dursun Çiçek’in parmak izi bulunamamış ancak “kime ait olduğu tespit edilemeyen” 14 adet parmak izi bulunmuştur. Mahkemeden tüm taleplerimize rağmen bu parmak izlerinin kime ait olduğunun tespiti içinse hiçbir araştırma yapılmamıştır. Bu konuda yapılacak detaylı bir araştırma sonucunda o parmak izlerinden biri ya da birkaçının cemaat mensuplarına ait çıkması durumunda kendi milli ordusuna kumpas kurmakla suçlanan cemaate suçüstü yapılmış olunacaktır.

Bu noktada Ergenekon davasından ağırlaştırılmış müebbet, Balyoz’dan ise 16 yıl ceza alan Dursun Çiçek’le ilgili davanın detaylarını hatırlatmakta fayda var. Özellikle 2004 MGK kararlarının kamuoyuna yansımasından sonra kafaları karıştıran soru “Madem hükümetin altına imza attığı böyle bir MGK kararı var, Dursun Çiçek İrticayla Mücadele Eylem Planını hazırladı diye neden müebbet hapse mahkum edildi?” oldu.

Bu aşamada vurgulanması gereken üç nokta var.

  1. İrticayla Mücadele Eylem Planı (IMEP) sahte bir plandır. MGK kararları verilmiş olsa bile, irticayla mücadele bir devlet politikası olarak kabul edilmiş ve yürütülmüş olsa bile, Dursun Çiçek’in imzaladığı iddia edilen bu plan hala sahte bir plandır, altındaki imza hala taklittir. Bu yeni ortaya çıkan belgeler bu gerçeği değiştirmemektedir. Kamuoyunun hafızasını tazelemek adına, kısaca bu belgenin sahteliğini ortaya koyan kanıtları burada tekrar etmekte fayda var.
    • Sadece son sayfasında bir imza bulunan 4 sayfalık dokumanda Dursun Çiçek’in parmak ve avuç izi bulunamamıştır.
    • Belge üzerinde inceleme yapan Adli Tip genel kurulunda yıllarca imza inceleme uzmanı olarak görev yapmış olanların tamamı belgedeki imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğu sonucuna varılamayacağı yönünde görüş bildirmiştir.
    • Normalde Adli Tip Kurumu’na incelenmek üzere gelen bu tip bir belgeyi inceleyecek uzmanların kura ile seçilmesi gerekirken İMEP’i ilk inceleyen üç kişilik ekip özel olarak atanmıştır. Bu ekip Adli Tip Kurumu’ndaki imza inceleme bölümüne belgenin incelenmesinden sadece birkaç hafta önce atanmış ve aldıkları kısa bir imza inceleme kursu sonucunda imza inceleme “uzmanı” olarak göreve başlamıştır. Ayni dönemde Savcı Zekeriya Öz’ün Adli Tip Kurumu’na yaptığı ziyaret de yapılan incelemenin güvenilirliğine gölge düşürmektedir.
    • TUBİTAK, Adli Tıp, Emniyet Kriminal tarafından hazırlanan tüm raporlarda Dursun Çiçek’in imzasının basit, taklidi kolay bir imza olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca Jandarma Kriminal’in raporuyla anlaşılmıştır ki, imza keçeli uçlu bir kalemle atılmıştır ve bu tip kalemlerle atılan imzalarda derinlik ve fulaj karşılaştırması yapılamamaktadır. Böyle bir imzanın kimin eli urunu olup olmadığına sağlıklı bir şekilde karar verilmesinin mümkün olmadığı uzman görüşleriyle sabittir ve zaten Adli Tıp Kurumu raporuna muhalefet şerhi koyan gerçek imza inceleme uzmanları da bu gerçekleri kararlarına gerekçe olarak göstermişlerdir.
    • Belgenin Genelkurmay karargahındaki hiçbir bilgisayarda izinin olmadığı ve Genelkurmay karargahındaki hiçbir yazıcı tarafından yazdırılmadığı Jandarma Kriminal raporu ile ve naip hakim Hüsnü Çalmuk’un Genelkurmay’daki tüm bilgisayarları incelemesi sonucuyla sabittir.
    • İlk basta belgenin sadece fotokopisi Avukat Serdar Öztürk’ün ofisinde Serdar Öztürk’ün ve diğer avukatların ofiste olmadığı bir günde “bulunmuş”, ofiste ele geçirilen tüm belgeler üzerinde parmak izi incelemesi yapılmasına rağmen bu 4 sayfalık fotokopi üzerinde ısrarlı talebimiz sonucu mahkemenin aldığı karara rağmen Emniyet Kriminal parmak izi incelemesi yapmamıştır.
    • Emniyet Kriminal’in isin başından beri içinde olduğunu gösteren bir diğer veri ise henüz daha İMEP’in “ıslak imza”lı versiyonu ortaya çıkmamışken, Emniyet Kriminal’in sadece İMEP’in fotokopisi üzerinden yaptığı imza incelemesinde imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu yönünde rapor vermesidir. Bu kadar basit bir imzada, sadece fotokopi üzerinden eli urunu olup olamayacağının anlaşılmasının mümkün olmadığı birçok başka uzman tarafından tescillenmiştir.
    • Girişimlerimiz sonucunda alınan diğer tüm uzman raporlarında imzanın Dursun Çiçek’in eli urunu olduğunun söylenemeyeceği belirtilmiştir.
    • İMEP’in ıslak imzalı versiyonunu gönderen ihbarcıyla ilgili çelişkiler bulunmaktadır. Jandarma Kriminal raporuna göre 95 gram ağırlığında olan ihbar mektubu ve içinden çıktığı söylenen evraklar ve zarfın o dönem postaneden alınan ücret tarifelerine göre postaneden 200 kuruşa gönderilmiş olması gerekmesine rağmen, 110 kuruşa gönderildiği anlaşılmıştır.  İhbarcının kendini “bir asker” olarak tanıtmasına rağmen belge üzerindeki parmak izlerinin hiçbiri Genelkurmay’da çalışan personelin parmak iziyle uyuşmamaktadır.
    • Dursun Çiçek’in Erzincan’a gittiği ve orada İMEP’in uygulamaya konduğu iddiaları defalarca çürütülmüştür. İlk önce Mazlum Otel’deki bir Dursun Çiçek kaydı bulunmuş ama daha sonra bunun bir isim benzerliği olduğu ortaya çıkmıştır. Mahkeme sürecinde yine aynı iddiaları desteklemek için mahkemeye sunulan Ankara/Erzincan uçak bileti de THY’den gelen cevap yazısıyla kesin olarak kanıtlandığı gibi başka bir Dursun Çiçek’e aittir. Dursun Çiçek’i Erzincan’da gördüğünü iddia eden ve bu yöndeki tek delil olan gizli tanık ifadelerindeki çelişkiler ise defalarca kamuoyuna yansımıştır. Konuyla ilgili detaylara buradan erişilebilir.
    • Davadaki bir başka Dursun Çiçek ise inşaat işçisi olarak çalışan yine başka bir Dursun Çiçek’tir. Bu Dursun Çiçek’in telefonları 6 ay sureyle dinlenmiştir. İşin ilginç tarafı ise bu dinleme kararının daha İMEP Taraf gazetesinde yayınlanmadan önce alınmış olmasıdır. O donemde hakkında herhangi bir soruşturma bulunmayan Dursun Çiçek’in telefonlarının dinlenmeye başlanması Dursun Çiçek’in daha ortada hiçbir şey yokken hedef olarak seçildiğini göstermiştir.
    • Dava surecinde dinlenen gerçek tanıkların ve sanıkların tamamı ifadelerinde İMEP’i ilk kez Taraf gazetesinde yayınlandıktan sonra gördüğünü belirtmiştir.
    • İMEP’in askeri yazım tekniklerine uymadığına ilişkin olarak alınan 5 ayrı bilirkişi raporu mevcuttur.
  2. İMEP’in sahteliğini ve bu sahteliği kimlerin organize ettiğini tespit etmek hala mümkündür.
    • Jandarma Kriminal’in yaptığı parmak izi incelemesi sonucunda belge üzerinde “kime ait olduğu belirlenemeyen” 14 adet parmak izi bulunmuştur. Bu parmak izlerinin kime ait olduğunun tespiti için kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır. Bu parmak izlerinden birinin iddia edilen olay akışı içerisinde belgeye dokunmuş olamayacak birine ait çıkması durumunda ortaya atılan hikayenin sahteliği kanıtlanmış olacak, dahası belgeyi üreten çetenin elemanları hakkında da çok önemli ipucuna erişilmiş olunacak.
    • Mahkeme’den ısrarlı taleplerimize rağmen, mahkeme ihbar mektubu ve ıslak imzalı belgenin gönderildiği Çukurambar Postanesi’nin kamera kayıtlarını çok geç istemiştir. PTT’den gelen yanıtta, kayıtların 3 ay sureyle saklandığı, daha sonra silindiği, mahkemenin yazısı ellerine ulaştığında ise istenen tarihin üzerinden 3 ay ve sadece birkaç gün geçmiş olması sebebiyle kamera görüntülerinin artik ellerinde olmadığı belirtilmiştir. Sadece birkaç günlük gecikme yüzünden sahte ihbarcı kimliğini gizlemeyi şimdilik başarabilmiştir. Mahkemenin silindiği iddia edilen görüntüleri kurtarmak için herhangi bir çabasının olmaması da mahkemenin de ihbarcının kimliğini saklama çabalarına ortak olduğu hissiyatını yaratmaktadır. Bu görüntülerin kurtarılması yine davayla ilgili çok önemli ve davanın seyrini değiştirebilecek delillere sahip olunacağı anlamına gelmektedir. Bunun yanı sıra ihbar maillerinin gönderildiği adreslerde ikamet eden kuruyemişçi Süleyman Saraç, ihbar mektubu yazarı Serdar Çakır ve diğer şahıslar ifadeye çağrılıp bu mailleri kimlerin gönderdiği tespit edilebilir.
  3. İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın sahte bir plan olduğunu en başından beri söylenirken, İnternet Andıcı’nın gerçek bir belge olduğu yine en başından beri kabul edilmektedir. Buna rağmen bu iki belge özellikle yandaş basınca kasıtlı olarak birbirine karıştırılmakta ve kamuoyunun her iki belgeyi gerçekmiş gibi algılamasına sebep olmaktadır. Taraf gazetesinin gecen hafta açıkladığı MGK kararları ve daha sonrasında yine ayni gazetece yayınlanan hükümet içi yazışmalar göstermiştir ki irticayla mücadele devlet politikası olarak benimsenmiş, su andaki hükümet üyelerince de bu politikalar kabul edilmiş, uygulamaya geçirilmiştir. Bu gelişmelerden sonra Internet Andıcı’nın hukuk dışı bir belge olarak değerlendirilmesi, bu belge gerekçe gösterilerek eski Genelkurmay Başkanı dahil birçok kişinin müebbet hapis cezası alması abestir, hukuksuzdur. Konuyla ilgili su detaylar gözden kaçırılmamalıdır:
    • Internet Andıcı’na konu olan siteler Dursun Çiçek Genelkurmay’a atanmadan önce kurulmuştur.
    • Sitelerin kurulması için gerekli bütçe Milli Savunma Bakanlığı’nca karşılanmıştır.
    • Sitelerin kurulması, isletilmesi için gerekli olan yazışmalar, onaylar dönemin hükümet yetkilileri ve Milli Savunma Bakanlığı dahil tüm ilgili mercilerden alınmıştır.
    • MGK kararlarının ortaya çıkış şekli de yargılama sürecinin nasıl işletildiğini göstermektedir. Bu belgeler yargılama süreçlerinde açıkça istenmiş olmasına rağmen mahkeme veya Başbakanlık tarafından gizlenmiştir.
    • Genelkurmay’ın işlettiği internet sitelerinde orijinal içerik yoktur. Bu sitelerde yayınlanan yazılar açık kaynaklardan derlenip toplanan yazılardır.
    • İrticayla mücadelenin su anki Cumhurbaşkanı, Başbakan ve hükümet üyelerince devlet politikası olarak kabul edildiğini düşünürsek bu sitelerde irticai faaliyetlere karşı haberlerin yayınlanmış olması doğaldır. O dönemde bazı YAŞ kararlarına muhalefet şerhi koyan aynı hükümet üyeleri MGK kararlarını herhangi bir şerh koymadan imzalamıştır ve bu kararların sorumluluğu altındadır.

Ortaya dökülmeye başlayan kirli çamaşırlar kaçınılmaz sonun başlangıcı. İMEP’in sahteliği er ya da geç ortaya çıkacak ve sahte belgeler üreten bu çete cezasını çekecek. Buradan bu çeteye dahil olmayan hükümet üyelerini bu çetenin ortaya çıkarılması için gerekenleri yapmaya davet ediyoruz. 14 parmak izinin sahibinin bulunması, PTT kamera kayıtlarının kurtarılarak ihbar mektuplarını gönderen kişilerin bulunup güvenilirliklerinin anlaşılması en kısa zamanda somut olarak atılabilecek adımlar. Hükümet üyelerinin bu adımları atmaması, bilakis bu adımların atılmasını engellemesi onları da bu çetenin koruyucusu, kollayıcısı durumuna düşürüyor ve siyasi olarak sorumluluğu üzerilerine daha da yıkıyor. Fethullah Gülen’in yaptığı “Sahte CD’ler caiz değildir.” açıklaması Gülen Cemaati’nin Ergenekon, Balyoz, OdaTV gibi davalardaki sorumluluğu hükümetin üzerine atmaya çalışacağını gösteriyor. Hükümetin gerçekleri ortaya çıkartmak için elini çabuk tutmamasının maliyeti ise her gecen gün artıyor.

Islak İmza’yı Gerçek Bir Uzman İncelerse..

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Dursun Çiçek ile ilgili olarak, soruşturma aşamasında alınan ve çelişkileri, esiklikleri ile raporların alınması sürecindeki siyasi baskı, açıkça ve çok sayıda hukuki gerekçe ile ortaya çıkan imza raporlarının, çelişkilerini gidermek için uzmanlığı tartışılamayacak kişiler tarafından, imza ile ilgili inceleme raporu alınması talebimizi hiçbir gerekçe sunmadan bir buçuk yıldır reddetmiştir.

Ancak raporların çelişkiler barındırmadığını iddia eden iddia makamının görüşlerinin aksi yönde düşünen ve bunu bilimsel raporuna yansıtan, Adli belge inceleme uzmanı ve İstanbul Adli Yargı Adalet Komisyonu Bilirkişi Listesine kayıtlı, Yeminli Bilirkişi Y. Doç. Dr. Jale Bafra tarafından hazırlanan rapora buraya tıklayarak erişebilirsiniz.

Dr. Jale Bafra Türkiye Adli Bilimler Derneği ve Adli Belge İncelemeciler Derneği Kurucu Üyesidir. İ.Ü.Adli Tıp Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyelisidir ve Adli Belge incelemesi ile ilgili olarak çok sayıda bilimsel çalışma ve yayınlara imza atmıştır.

Bafra tarafından iki ayrı rapor hazırlanmıştır. 18.12.2011 tarihli rapor, İrtica İle Mücadele Eylem Planı isimli belgenin, son sayfasında, Dursun Çiçek adına atılı imzanın Çiçek’in eli ürünü olup olmadığının belirlenmesi ile ilgilidir. Bafra belgenin düzenlenişine ilişkin bazı tespitlerde bulunmuştur.

Dr. Jale Bafra ayrıca 14.12.2011 tarihinde hazırladığı bilirkişi mütalaasında ise soruşturma aşamasında verilmiş bilirkişi raporlarına ilişkin sorularımızı cevaplandırmıştır. Bu cevaplardan birini burada özetleyecek olursak:

İmza ve belge incelemesinde Bilirkişilik başlıklı Mart 2010 tarihli İmza inceleme uzmanı, Belge İnceleme Uzmanları Derneği Başkanı  Yalçın Çakıcı tarafından yazılan ve İstanbul Barosu Aylık Bülteninde yayınlanan makalede, ‘Adli Tıp, Kriminal Polis ve Jandarma Kriminal’de görev yapanlar önce ilgili olanda yetiştirilmek üzere asistan olarak atanarak, altı ay teorik ve uygulamalı eğitim alırlar sonrasında ise uzmanlık alanında, uzmanlar gözetiminde EN AZ 3 YIL süreyle fiilin çalıştırılırlar. Fiili çalışma süresini dolduran asistanlar için her yıl Nisan ve Ekim aylarında, en az bir hafta süreli kurs düzenlenir. Kurs bitiminde yapılan teorik sınav yapılır ve başarılı olanlara uzmanlık sertifikası verilir.’ -denilmektedir. Ancak ATK tarafından verilen raporda, rapora muhalefet şerhi koyan belge inceleme konusunda uzman doktorların dışında, rapor hazırlanmadan 1 ay önce atandıkları mahkemeye sunulan Fizik İhtisas Dairesinden gelen yazı ile belli olan 6 kişinin aslında uzmanlık olanlarının neler olduğuna bakacak olursak, Gürol BERBER’ in ADLİ TABİP, Ahmet Bülent ÖZATA’ nın SES İNCELEME UZMANI, Eyüp KANDEMİR’ in, ATK. SES VE GÖRÜNTÜLEME MERKEZİNDE GÖREVLİ UZMAN, H. Bülent ÜNER’in FİZİKÇİ- UZMANLIK ALANI BALİSTİK ve İsmail ÇAKIR’ın ise, SAHTE DEĞERLİ METAL TETKİKLERİ UZMANI olduğu anlaşılmaktadır.  Bu kişilerin, belge hakkında düzenlenen ilk rapordan sonra, bir haftalık kurs ile ADLİ BELGE İNCELEME şubesinde çalışmaya başladıkları Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından mecliste kabul edilmiştir.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, E. 2007/6-139, sayılı kararında, Somut olayda, grafoloji uzmanı olmayıp, adli tıp uzmanı olduğu saptanan kişi tarafından düzenlenen raporun bilirkişinin uzmanlık alanı ve yemininin yaptırılmamış olması dikkate alındığında hükme esas alınması hukuken olanaksızdır.” denilmektedir. Tabi ortada hukuki bir yargılama olsaydı…

 

Duruşma Tutanakları

Şu ana kadarki tüm duruşma tutanaklarına buraya tıklayarak erişebilirsiniz. Duruşmalar ilerledikçe tutanakları bu sayfada güncellemeye devam edeceğiz.

Mahkeme Süreci – “Delil”lerin Toplanması – 3 (İzi Kaybettirilen İhbarcılar)

Bakalım ihbarcıların bulunmasıyla ilgili sayın mahkeme neler istemiş:

1- PTT Genel müdürlüğüne yazı yazılarak posta ağırlıkları ve fiyatlandırılması hakkında görüş sorulması, (18.08.2010)

2- 78.184.32.122 IP nolu bilgisayarın göndermiş olduğu elektronik postanın nereden, hangi tarihte ve kimler tarafından gönderildiğinin tespiti için Ankara Telekom Başmüdürlüğüne yazı yazılmasına, (25.11.2010- 4.)

3- Jandarma Kriminalde 14 adet parmak ve avuç içi izi hakkında arşiv araştırması yapılıp yapılmadığının sorulması, (18.08.2010)

4- Taklit imzalı sahte eylem planının Av. Serdar ÖZTÜRK’ün ofisinde bulunduğu iddia edilen fotokopisi üzerinde neden parmak izi yapılmadığının Emniyete sorulması   (16.07.2010)

5- Kağıt üzerine yazılan yazı ve imzanın mürekkep yaşının tespitinin mümkün olup olmadığının TÜBİTAK Başkanlığı ile ODTÜ ve İTÜ Rektörlüğüne ayrı ayrı yazı yazılarak görüş sorulmasına, (25.11.2010-1.g)

6- BKM’ye müzekkere yazılarak, ( Bankalar arası Kredi Kart Merkezi ) 2009 yılı ilk 6 ay itibariyle Dursun ÇİÇEK’e ait kredi kartlarının ve bu kartların harcama dökümünün gönderilmesinin istenmesine, (09.07.2010- 10.)

7- Gölcük’te ele geçirildiği iddia edilen belgeler arasında Albay Dursun ÇİÇEK ve davamız hakkında varsa bulgu ve belgelerin onaylı suretlerinin gönderilmesinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından istenmesine, (31.12.2010- 1.d.aa.aaa.)

Zarfın gramajını sordunuz, sorunuz da… zaten cevabını da siz verdiniz.

E- mail ihbarları geldi. Yazdığınız müzekkereler sonucunda aldığınız cevaplarla emailin gönderildiği yer ve gönderen bir kuruyemişçi çıktı.

Belge üzerinde kime ait olduğu BİR TÜRLÜ BULUNAMAYAN parmak izlerinin kime ait olduğunu sordunuz, biz de sorduk. Ancak cevap veren yok!..

Fotokopisi bürosunda bulunduğu iddia edilen Av. Serdar Öztürk ‘’ben daha önce bu belgeyi görmedim, üzerinde parmak izi incelemesi yapılsın’’ dedi. Sonunda talep ettiniz. Cevap veren yine yok.

Taraf Gazetesi bu belgeyi kendi mi yazdı bilinmez, ilk yayınladığında belge üzerinde tarih olmamasına rağmen Nisan 2009 tarihli belge diye piyasaya çıkardı. Soruşturma savcılarından 3 defa ayrı ayrı talep edilmesine rağmen savcılar imza yaşı analizi yapmadı. 2 sene sonra siz talep ettiniz ama yaş analizi için geç kaldığımızı öğrendik.

Dursun Çiçek’in kullandığı tüm kredi kartı harcamalarını incelediniz. Hiçbir şey bulamadınız.

Gölcük’de Dursun Çiçek ile ilgili bulunan belge var mı? Diye sordunuz. Kayda değer bir şey buldunuz mu bilmiyoruz ama daha çok ararsınız.

Mahkeme Süreci – “Delil”lerin Toplanması – 2 (Bilgisayarlar – Yazıcılar)

12 Haziran 2009 tarihinden 11 Nisan 2011 tarihine kadar mahkemenin bilgisayarların ve evrakların temizlenmesiyle ilgili istediği deliller ve cevapları:

1- 04.06.2010 tarihi itibariyle Genelkurmay Harekat Başkanlığı Bilgi Destek Şube Müdürlüğünde, bilgi destek dairesinde kullanılan tüm bilgisayarlara ait hard diskler ile Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından yapılan bu soruşturma kapsamında bilirkişilere tahsis edilen bilgisayarların gönderilmesinin istenilmesine, (09.07.2010- 4.k.)

2- Genelkurmay Bilgi Destek Daire 3. Şubede Görevli Personelin MEBS Sunucularında Tanımlı 61492_0403 nolu TSK NET Kullanıcı Kodunun 31.05.2009 tarihinde saat 09.05 itibariyle kime ait olduğu, kim tarafından kullanıldığının bildirilmesinin istenilmesine, (09.07.2010- 4.d.)

3- 2009 ilk 6 ay itibarıyla Genelkurmay Harekat Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi Başkanlığının tüm Şubesinde çalışan tüm askeri ve sivil personelin kullandıkları bilgisayarlara ait kayıtların, bu bilgisayarları kullanan kişilerin kullanıcı kodlarının ve kullanıcı imzalarının gönderilmesinin istenilmesine, (09.07.2010- 4.e.)

4- 01 Haziran 2009 tarihi itibariyle Genelkurmay Harekat Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi Başkanlığının hangi şubelerinde, hangi emirle, hangi evrakın, hangi nedenle temizleme işleminin yapıldığının bildirilmesinin istenilmesine, (09.07.2010- 4.g.)

5- 2008 yılında bir basın organında çıkan ve 2006 tarihli STÖ’lerin andıçlanmasıyla ilgili olduğu söylenen andıç hakkında, o tarih itibariyle Genelkurmay Başkanı olan Yaşar Büyükanıt’ın resmi açıklamasının gönderilmesinin istenilmesine, (09.07.2010- 4.i.)

6- Sanık Ünal İnanç’tan çıktığı iddia edilen belgenin dosyamız içerisinden birer örneğinin çıkartılarak Genel Kurmay Başkanlığına gönderilmesine, bu belgede belirtilen hususlar ile ilgili herhangi bir kayıt olup olmadığı, bu konuda herhangi bir idari soruşturma yapılıp yapılmadığı hususlarının bildirilmesinin istenilmesine, (09.07.2010- 4.m.)

7- Genelkurmay Başkanlığının “MY 71-1(B)” ”TSK arşiv yönergesi”’nin onaylı ve okunaklı bir örneğinin istenilmesine, (31.08.2010- 6.)

8- Genelkurmay Başkanlığından 31 Mayıs 2009 tarihli Basın Özetleri dosyasındaki bir Word Yazının istenmesi, (29.09.2010)

9- Genelkurmay Başkanlığına müzekkere yazılarak, Kurmay Albay Ünal Atabay’ın 2009 yılında Genelkurmay Karargahında görevli olup olmadığı, görevli ise hangi görevde olduğunun bildirilmesinin istenilmesine, (25.11.2010- 1.e.)

10- Genelkurmay Askeri Savcılığına yazı yazılarak, Samanyolu TV kanalında yayınlanan Kurmay Albay Ünal Atabey’e ait olduğu iddia edilen ses kaydı ile ilgili yapılan 08.12.2010 tarih ve 2010/762-438-43 sayılı soruşturma dosyasının onaylı bir örneğinin gönderilmesinin istenilmesine, (12.01.2011- 2.a.)

11- Genelkurmay Başkanlığından gönderilen hard diskler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına, bu konuda mahkememiz hakimi Hüsnü Çalmuk’un Naip Hakim olarak görevlendirilmesine, kendisine tam yetki verilmesine, (12.01.2011- 3.)

12- Genelkurmay Askeri Savcılığından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen 9 kişinin ifadelerinin ve kovuşturma evrakının istenmesi (16.07.2010)

talep ettiniz. Talepleriniz karşılandı ve,

Genelkurmay Harekat Başkanlığı Bilgi Destek Dairesinde çalışan tüm askeri ve sivil personelin kullandıkları bilgisayarlara ait kayıtları, kullanıcı kodlarını, hard diskleri, Haziran 2009 tarihi itibariyle Genelkurmay Harekat Başkanlığı Bilgi Destek Dairesinde hangi emirle, hangi evrakın, hangi nedenle temizleme işleminin yapıldığını, STÖ andıcı ile ilgili dönemin Gnkur. Başkanının açıklamasını, yine her zaman ki gibi basınla gündeme gelen Ünal Atabay iddiası ile ilgili bilgileri aldınız. Gnkur’dan gönderilen hard disklerin incelemesi için mahkemeniz hakiminin görevlendirilmesine karar verdiniz. Ayrıca ‘Askeri savcılıktan gönderilen ve açılamadığı belirtilen ‘Basın Özetleri’ başlıklı yazının açılmasını istediniz.

Açıldı ve gerçekten bir basın haberiydi.

Bilgisayarlar incelendi, incelendi. Peki ne bulundu? Hiçbir şey. Varsa Dursun Çiçek aleyhine bulduğunuz tek bir delil, bizi de bilgilendirin ki şu kuvvetli suç şüphesi cümlesini bizde anlamlandıralım.

Mahkeme Süreci – “Delil”lerin Toplanması – 1 (Erzincan Yalanı)

12 Haziran 2009 tarihinden 11 Nisan 2011 tarihine kadar devam eden ve mahkeme tarafından özellikle talep edilip her defasında Dursun Çiçek lehine gelen, Savcıları hüsrana uğratan, talepler ve cevaplarını kısaca hatırlayalım.

1- 2009 yılı içerisinde askeri helikopter ve uçak ile Erzincan iline yapılan uçuş kayıtlarının ve seyahat eden General ve alt rütbeli subay düzeyindeki rütbeliler dahil asker kişilerin listesinin gönderilmesinin istenilmesine, (09.07.2010- 4.h.)

2- 2009 yılı içerisinde KONAK MAZLUM OTEL ve çevresinde kameralar olup olmadığının araştırılmasına, varsa tüm kayıtların temin edilerek gönderilmesi için Erzincan Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılmasına, (09.07.2010- 16.)

3- 2009 yılında Erzincan 3. Ordu K.lığında hangi tarihte İç Güvenlik Seminerinin yapıldığı ve bu toplantıya Genelkurmay adına kimlerin katıldığının bildirilmesinin istenilmesine, (09.07.2010- 4.j.)

4- Genelkurmay Başkanlığına müzekkere yazılarak; Dursun ÇİÇEK’in 01.01.2009 tarihi ile 04.06.2009 tarihleri arasında kullandığı tüm senelik ve mazeret izin kayıtlarının kayıtlar incelenerek ayrıntılı bilgi verilmesinin istenilmesine, (09.07.2010- 4.a.)

5- Dosyada mevcut ihbarlar dikkate alınarak, 2009 Nisan-Mayıs-Haziran aylarında Genelkurmay Harekat Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi başkanlığı ve alt birim şubelerine giriş-çıkışları gösteren tüm kayıtların ve ayrıca giriş-çıkış yapanların tespit edilen telefon numaralarının (01 Nisan ile 20 Haziran dahil) gönderilmesinin istenilmesine, (09.07.2010- 4.c.)

6- Erzincan ilinde bulunan Askeri veya sivil havaalanı yetkili makamına yazı yazılarak, 01.01.2009 ile 04.06.2009 tarihleri arasında askeri veya sivil uçak veya helikopterle yolculuk ederek gelen kişilerin kimler olduğunun bildirilmesinin istenilmesine, (09.07.2010),

7- Dosya kapsamına göre Dursun ÇİÇEK’e ait olan ve 07.12.2008 MERCAN TERCAN ERZİNCAN BÖLGESİNDEN SİNYAL VEREN 0532 445XXXX nolu telefonun bu tarihte irtibatlı olduğu Kara Kuvvetleri Komutanlığına ait olduğu anlaşılan 0530 511XXXX nolu telefon numarası ile görüşmüş olduğu dikkate alındığında Genel Kurmay Başkanlığına Müzekkere yazılarak 07.12.2008 tarihi itibari ile bu telefonun ayrıntılı kayıt bilgilerinin, kim ve/veya kimler tarafından kullanıldığının, kullanan bu kişilerin hangi görevde, nerede bulunduğunun bildirilmesinin istenilmesine, (31.08.2010- 10.a.)

8- Dosya kapsamına göre Dursun ÇİÇEK’e ait olduğu anlaşılan ve 07.12.2008 Refahiye Erzincan bölgesinden sinyal veren 0536 338XXXX  nolu telefonun bu tarihte irtibatlı olduğu Gülsen Eryılmaz’a ait olduğu anlaşılan 0535 833XXXX telefon numarası ile görüşmüş olduğu dikkate alındığında  TİB’e müzekkere yazılarak 07.12.2008 tarihinden bu yana bu telefonun ayrıntılı abone kayıt bilgilerinin bildirilmesinin istenilmesine, (31.08.2010- 10.b.)

9- TİB’e müzekkere yazılarak 0530 511XXXX ve 0535 833XXXX numaralı telefon hatlarına ait 2000 yılından itibaren bu numaralarla görüşen diğer numaralar dahil arayan aranan, arama süresi ve baz istasyonu sürelerini içerir ayrıntılı HTS raporlarının CD ortamında mahkememize gönderilmesine, (31.08.2010- 10.c.)

10- 07.12.2008 itibari ile Dursun ÇİÇEK’in izin durumunun sorulmasına, (31.08.2010- 10.f.)

11- THY Anonim Ortaklığından 18.04.2009 tarihinde bilet alan kişi ile ilgili her türlü bilgi ve görüntünün talep edilmesi, (29.09.2010).

12- THY Anonim Ortaklığından başta Erzurum, Erzincan, Muş, Sivas, Malatya, Elazığ olmak üzere Doğu ve G.Doğu Anadolu’daki sivil ve askeri havaalanlarına Dursun ÇİÇEK isimli bir kişinin 2009 yılı ilk altı ayında bir seyahat yapıp yapmadığının ayrıntılı olarak talep edilmesi, (29.09.2010),

13- Erzurum Havaalanı İşletme Müdürlüğüne yazı yazılarak 18.04.2009 tarihinde TK0967 Erzurum- Ankara Seferine ait 2352446995821 Seri Nolu bileti alan yolcunun Kamera görüntülerinin istenmesi, (29.09.2010).

14- Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı tarafından gönderilen cevabi yazı ekindeki belgede 441432XXXXX numaralı kimlik numarasının belirtilerek buna ilişkin nüfus kaydının ilgili merciden istenilmesine, (25.11.2010- 8.b.)  Karar verdiniz.

Bu talepleriniz doğrultusunda özetle, Mazlum Otel bilgilerini, Erzincan’da yapılan seminere katılan listesini, Dursun Çiçek’in tüm mazeret ve izin listesini, müvekkilimin Gnkur. Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi’ne giriş – çıkış kayıtlarını gösterir listeyi,  Gnkur. Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi’ne 2009 Nisan- Mayıs- Haziran tarihlerinde giriş – çıkış yapan bütün subayların listesi, kayıtları ve telefon numaralarını, Ocak 2009- Haziran 2009 tarihleri arasında Erzincan ilindeki Askeri ve Sivil havaalanına yolculuk eden kim varsa hepsinin bilgilerini, Tercan bölgesinde sinyal veren Dursun Çiçek’in ve İrem Çiçek’in kullandığı telefon numaraları ile görüşen biri Kara Kuvvetlerinden Dursun Çiçek’in devre arkadaşı, diğeri yeğeni telefon numaralarının haziran 2009’dan bu yana abone bilgilerini ve 2000 yılından itibaren bu numaralarla görüşen diğer numaralar dahil arayan aranan, arama süresi ve baz istasyonu sürelerini içerir ayrıntılı HTS raporlarını, 07.12.2008 itibari ile müvekkilimin izin durumunu içerir bilgiyi, Erzurum’dan- Ankara’ya uçak bileti alıp uçan, Dursun Çiçek’in kimlik bilgileri ve kamera görüntülerini, Hatta ve hatta daha da kapsamı genişleterek, Erzurum, Erzincan, Muş, Sivas, Malatya, Elazığ olmak üzere Doğu ve G.Doğu Anadolu’daki sivil ve askeri havaalanlarına Dursun ÇİÇEK isimli bir kişinin 2009 yılı ilk altı ayında bir seyahat yapıp yapmadığını sordunuz.

Bu oldukça kapsamlı soruların tamamına aldığınız cevaplar ise ortada. ERZİNCAN SENERYOSU KOCA BİR YALAN… Dursun Çiçek’ler ise orijinal değil.

Mazlum Otelde kalan, müteahhit Dursun Çiçek.

Erzincan’a uçan, İspirli 77 doğumlu Dursun Çiçek.

Tercan’da ki sinyaller, Azerbaycan aile gezisinin bir parçası.

Erzincan’daki seminerde Dursun Çiçek yok.

Gnkur. Giriş- Çıkış kayıtlarından belli ki Dursun Çiçek o tarihlerde Ankara’da görevinin  başında.

Yani kısaca ERZİNCAN SENERYOSU TUTMADI…

16 Soruda Albay Dursun Çiçek Vakası


Bir Islak İmza da Benden!

03 Haziran 2009 tarihinden beri Türkiye’de bir hukuk katliamı yaşanmaktadır. Albay Dursun Çiçek’in hazırladığı iddia edilen İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nın (İMEP) 12.06.2009 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlanmasının ardından yandaş basında başlatılan karalama kampanyası ve sonrasında iktidarın yönetiminde başlatılan ve sürdürülen soruşturma ve yargılama süreçleriyle ile Türkiye bir hukuk devleti olmaktan çıkmıştır.

Türkiye’de 2011 yılında hala devam eden bu siyasi davada, Dursun Çiçek hakkında düzenlenen, iddianamenin tamamı isimsiz, imzasız ihbar maillerinden ve mektuplarından oluşmaktadır. Ortada yasal hiçbir delil yokken, taklit imzalı sahte bir plan gerekçe gösterilerek Dursun Çiçek’in üç kez tutuklanması ve aylardır tutuklu yargılanması temel insan hakları ve anayasanın hürriyetçi demokrasi ve hukuk düzeni anlayışı ile bağdaşmaz.

Dava sürecinin nasıl geliştiğinin özetine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. (Lütfen kampanyaya katılmadan önce bu yazıyı okuyun.) Dava sürecinde yaşanan hukuksuzluklar ve çarptırılan veya karartılan delilleriyle bu dava Türk Hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Bu süreçte sizleri de sessiz kalmamaya ve yaşananlardan duyduğunuz rahatsızlığı yüksek sesle yetkililere duyurmaya davet ediyoruz. Bir hukuk devleti olması gereken Türkiye Cumhuriyeti’nin temel insan haklarına saygı duyulduğu ve adil yargılanma hakkının çiğnenmediği bir ülke haline gelebilmesi için sorumluluk almaya ve üzerinize düşen görevi yapmaya burada başlattığımız imza kampanyasına adınız, soyadınız ve email adresinizi vererek başlayabilirsiniz.

Unutmayın ki hukuk hepimize lazım.

Adaletle,

İrem Çiçek, Deniz Çiçek



ISLAK İMZA DAVA SÜRECİ, KARARTILAN DELİLLER ve HUKUKSUZLUKLAR

Her Şey 4 Sayfalık Bir Fotokopi İle Başlar… (3 Haziran 2009 – 30 Eylül 2009)

3 Haziran 2009 tarihinde Avukat Serdar Öztürk’ün ofisinde yapılan aramada başka birçok belge ile birlikte dört sayfalık İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nın (İMEP) fotokopisini bulduğunu iddia eden İstanbul Beşiktaş Savcılığı bunun üzerine belgenin üzerinde imzası bulunduğu iddia edilen Alb. Dursun Çiçek hakkında bir soruşturma başlatmış. Her ne kadar savcılığın aylar sonra hazırladığı iddianamedeki tüm olaylar ve deliller belgenin bulunduğu iddia edilen 3 Haziran 2009 tarihi ve sonrasına ait olsa da Dursun Çiçek isimli bir şahıs, Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanması ve Danıştay saldırısı gibi Ergenekon davası ile ilişkili olarak 9 Mart 2009 tarihli mahkeme kararıyla dinlenmiştir. Ortada hiçbir delil olmadan alınan bu dinleme kararı, Alb. Dursun Çiçek’in hiçbir delil olmadan sanık olarak seçildiğini sonra aleyhinde delil arandığını, hiçbir şey bulunamayınca da delil üretme yoluna gidildiğini göstermektedir.

Belgenin 12 Haziran 2009 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlanmasıyla belgeden haberdar olan Alb. Dursun Çiçek hakkında, gazetedeki haber üzerine Genelkurmay Askeri Savcılığı’nca bir soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında alınan 68 tanık ifadesinin hiçbirinde Dursun Çiçek aleyhine bir bilgi olmadığı gibi tamamı lehine beyanlar içermektedir. Genelkurmay Harekât Dairesi bünyesinde çalışan Bilgi Destek Dairesi lağvedilmeden önce 5 şube olarak görev yapmaktadır. Tanık Ziya İlker Göktaş’ın ifadesinde de belirttiği gibi kendisinin müdürü olduğu 2. Bilgi Destek Şubesi’nin görevi irticai faaliyetlerle mücadeledir. Dursun Çiçek’in müdürü olduğu 3. Bilgi Destek Şubesi’nin görev alanı ise, dış tehditler, dış tatbikatlar, NATO ile ilişkiler, 1915 olaylarıdır. Genelkurmay karargâhında bir İrtica ile Mücadele Eylem Planı hazırlanacak ise bile bu planın Dursun Çiçek’in müdürü olduğu 3. Şube tarafından değil, 2. Şube tarafından hazırlanması gerekmektedir. Soruşturma kapsamında yapılan bilirkişi incelemelerinde ne Dursun Çiçek’in Genelkurmay karargâhında kullandığı bilgisayarlarda ne de kendi şahsi bilgisayarlarında İMEP’in izine rastlanmamıştır. Dursun Çiçek’in kendisinin hazırladığı belgelerin tümü askeri yazım tekniklerine uygun olmasına rağmen yine soruşturma kapsamında askeri bilirkişinin verdiği raporla sabit olduğu üzere İMEP askeri yazım teknikleriyle uyuşmamaktadır. Askeri savcılık başlattığı bu soruşturma sonucunda topladığı bu deliller üzerine kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir.

Bu sırada Avukat Serdar Öztürk’ün ofisinde tamamı 2004 yılı ve öncesine ait belgeler ile henüz hala anlaşılamayan bir sebeple Taraf Gazetesinde, Nisan 2009 yılında hazırlandığı iddia edilen fotokopi İMEP, kriminal inceleme yapılması için Emniyet Kriminal Dairesi’ne gönderilmiştir. Emniyet Kriminal Dairesi, Serdar Öztürk’ün ofisinde bulunan tüm belgeler üzerinde parmak izi incelemesi yapmış olmasına rağmen sadece dört sayfalık fotokopi İMEP üzerinde bu inceleme yapılmamıştır. Yargılamanın ilerleyen safhalarında mahkemenin bu dört sayfa fotokopi üzerinde parmak izi incelemesi yapılması talebine cevaben Emniyet Müdürlüğü’nden önce fotokopi belge üzerinden yapılan Dursun Çiçek’in imza mukayese raporu gönderilmiştir. Mahkemece tekrarlanan talebe karşılık, bu sefer de Serdar Öztürk’ün parmak izi örnekleri gönderilmiştir. Diğer taraftan, bu dört sayfa fotokopi belge üzerinde ısrarla parmak izi incelemesi yapmayan Emniyet Kriminal Dairesi bu fotokopi belgeyi inceleyerek 20 Haziran 2009 tarihinde belgenin son sayfasındaki imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu yönünde rapor vermiştir. Emniyet Kriminal Dairesi’nin bu fotokopi belgeyi inceleyerek bilimsellikten, objektiflikten ve dürüstlükten uzak olarak verdiği “eli ürünüdür” raporu bu kurumun nasıl çalıştığını gözler önüne sermiştir. Karşımızda fotokopi bir belgeden eli ürünüdür raporu veren bir kurum vardır. Bu kurumun üyesi olduğu Avrupa Adli Bilimler Enstitüleri Birliği’ne (European Network of Forensic Science Institutes – ENFSI) yaptığımız şikâyetin neticesinde ENFSI’nın üye kuruluşların verdiği raporların içerikleriyle ilgili bir inceleme yapamayacağı ancak Emniyet Kriminal’in bundan sonra verdiği raporlarda ENFSI logosunu kullanamayacağı belirtilmiştir.

İMEP’in fotokopisinin ortaya çıkmasının üzerine 30 Haziran 2009 tarihinde Beşiktaş Adliyesi’nde ifade veren Dursun Çiçek ifadeye gitmesine saatler kala, 29 Haziran 2009 tarihinde saat 19:17’de İstanbul Emniyeti’ne gönderilen isimsiz bir ihbar mektubu gerekçe gösterilerek tutuklama talebiyle nöbetçi mahkemeye gönderilmiş ve nöbetçi hakîm Rüstem Eryılmaz tarafından tutuklanmıştır. Dursun Çiçek’in İstanbul Özel Yetkili Savcıları tarafından yapılan ilk sorgulamasında, sorgulamadan sadece birkaç saat önce daha sonra Amsterdam’dan gönderildiği tespit edilen isimsiz bir email gerekçe gösterilerek tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilmesi ve nöbetçi hâkimin de tutuklama kararı vermesi Beşiktaş Hukuku’nun nasıl çalıştığını gözler önüne sermiştir. Bir üst mahkemeye yapılan itiraz üzerine Alb. Çiçek 17 saat sonra 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyetince tahliye edilmiştir.

Alb. Dursun Çiçek tahliyesinden sonra yandaş basında yapılan yargısız infaza karşı onlarca dava açıp suç duyurusunda bulunarak hukuki mücadelesini başlatırken diğer taraftan, savcılar söz konusu fotokopiyi 02 Temmuz 2009 tarihinde de Adli Tıp Kurumu’na göndermiştir. Fotokopiyi inceleyen Adli Tıp Kurumu belge üzerindeki imzanın basit tersimli olması, Dursun Çiçek’in örnek imzalarının biçimsel olarak birbirinden farklılıklar göstermesi ve belgenin fotokopi olması sebebiyle hız, işleklik ve baskı derecesi gibi tanı unsurlarının incelemeyeceği gerekçesiyle söz konusu imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olup olmadığına karar verilemeyeceği sonucuna varmıştır.

Ve İmza Islatılır… (30 Eylül 2009 – 11 Kasım 2009)

Alb. Dursun Çiçek’in Beşiktaş maceraları fotokopinin bulunmasından 4 ay sonra, Genelkurmay Bilgi Destek Dairesi’nde görevli bir subay olduğunu iddia eden bir ihbarcının ıslak imzalı İMEP’i 30.09.2009 tarihinde Çukurambar Postanesi’nden adi posta yoluyla Beşiktaş Savcılığı’na göndermesi üzerine tekrar başlar. Islak imzalı bu belgenin ellerine ulaşması üzerine Genelkurmay Askeri Savcılığı Dursun Çiçek ile ilgili dosyayı tekrar açmış ve sağlıklı bir soruşturma yapılabilmesi için ıslak imzalı bu belgeyi Beşiktaş Savcılığı’ndan istemiştir. Diğer taraftan Beşiktaş Savcılığı belgeyi Adlı Tıp Kurumu’na göndermiştir. Adli Tıp Kurumu 1 gün içinde düzenlediği, 19 Ekim 2009 tarihli raporuyla ıslak imzalı belgedeki imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu yönünde görüş bildirmiştir.

Adli Tıp Kurumu’nda yapılan bu ilk incelemede teamüller gereği belgenin, kura ile belirlenecek bir ekip tarafından kurul halinde incelenmesi gerekirken imza incelemesi, “atama” yolu ile belirlenen üç kişilik bir ekipçe yapılmıştır. Bu incelemeyi yapan ve imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu yönünde görüş bildiren “uzman”ın daha sonra terfi ettirilmesi de verilen raporun bazı kesimlerin beklentileri göz önüne alınarak verildiği tezini desteklemektedir. Zaten Adli Tıp Kurumu Başkanı’nın aynı dönemde başka bir davayla ilgili olarak söylediği “Hastanın yararı kadar toplumun bazı kesimlerinin de düşüncelerini düşünmek zorundayız.” sözü ve yine imzaladığı eli ürünüdür raporu ile ilgili ‘’ ben belgeyi incelemedim. İki arkadaşım inceledi, bende onların kanaatine 3. bir kişi olarak imza attım’’demesi  kurumun nasıl çalıştığını gözler önüne sermiştir ve kurumun kamuoyu nezdindeki güvenilirliğini tamamen yok etmiştir.

Alınan bu raporun üzerine 11 Kasım 2009 tarihinde Beşiktaş Adliyesi’ne tekrar çağırılan Dursun Çiçek yine tutuklama talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edilmiş ve nöbetçi hâkim İdris Asan tarafından tutuklanmıştır. Dursun Çiçek yapılan itiraz sonucu bu sefer 43 saat sonra 9. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından “delil durumu, kişiye isnat edilen suç unsurlarının ve kaçma şüphesinin bulunmaması” ve “sabit ikametgâh sahibi olması” gerekçeleriyle oy birliği ile tahliye edilmiştir.

İddianame Hazırlanır… (11 Kasım 2009 30 Nisan 2010)

Dursun Çiçek’in ikinci kez tahliye olması üzerine ıslak imzalı bu belge 12 Kasım 2009 tarihinde Emniyet Kriminal Dairesi’ne gönderilmiş ve fotokopi belgeye “eli ürünüdür” raporu veren üç “uzman” bu sefer ıslak imzalı belgeyi incelemiştir. Işık hızıyla çalışan bu uzmanlar yüze yakın imzayı belge üzerindeki imza ile karşılaştırarak 13 Kasım 2009 tarihli raporlarında belgedeki imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu kanaatine varmıştır. Hem Alb. Dursun Çiçek ve avukatlarının yaptığı itirazlar hem de kamuoyunda oluşan rahatsızlık sonucu işlerini sağlama almak isteyen savcılar belgeyi daha önce inceleme yapan Fizik İhtisas Kurulu Üyelerinin de içinde olduğu genişletilmiş Kurul tarafından tekrar incelenmesi için tekrar Adli Tıp Kurumu’na göndermiştir. Islak imzalı belge 11 kişilik genişletilmiş kurul tarafından incelenmiştir. Kurulun her biri yedi ile yirmi yıl arasında deneyimli olan dört üyesi imzanın tersiminin basit, taklidinin kolay olması ve Dursun Çiçek’in mukayese imzalarının faklı tersim özellikleri göstermesi sebebiyle söz konusu imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olup olmadığının belirlenemeyeceğini yönünde görüş bildirmiştir. Buna rağmen geri kalan 7 kişinin aksi yönde oy kullanmasıyla söz konusu imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu yönünde bir rapor verilmiştir. En temel hukuk ilkesi olan “şüphenin şüpheli lehinde yorumlanması” hiçe sayıldığı gibi bu 7 kişi hakkında yapılan bir araştırma çarpıcı sonuçlar ortaya koymuştur. Bu yedi kişinin üçü zaten bir önceki raporu veren kişilerdir ve ilk belgenin incelemesindeki “atanma” şekilleri ve yaptıkları açıklamalar ile güvenilirliklerini kaybetmişlerdir. Fizik İhtisas Dairesi’nde daha önce 3 yıl başkanlık yapan Dr. Ömer Kurtaş’ın verdiği bilgi ve Adalet Bakanı’nın gensoru üzerine meclisteki kabul beyanına göre, rapora ‘’eli ürünüdür’’ beyanı ile imza atan 4 uzmandan Gürel Berber, Eyüp Kandemir ve Bülent Özata belgeyle ilgili 15 Ekim’de hazırlanan ilk raporun ardından Adli Belge İnceleme Birimi’nde görevlendirilmiştir. Bu üç isim sadece bir haftalık kursla “Adli Belge Uzmanlığı” sertifikası almış olması Adli Tıp Kurumu tarafından verilen 4 Şubat 2010 tarihli bu son raporun da objektiflikten uzak olduğunun en somut kanıtıdır.

Bu dönemde belge Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın yoğun ısrarları üzerine kendilerine gönderilmiş ve gönderilen belge üzerinde Jandarma Kriminal Dairesi tarafından çeşitli incelemeler yapılmıştır. Jandarma Kriminal Dairesi söz konusu imzanın kalın uçlu keçeli kalem ile atılmış olmasından dolayı imzayı sadece biçimsel özellikleri yönünden inceleyebilmiştir. Daha sonra başlayacak yargılama sürecinde, 06 Temmuz 2010 tarihli duruşma sırasında, mahkeme salonuna getirdiğimiz CNC makinesi ile gösterildiği gibi günümüz teknolojisi ile herhangi bir imzanın makine ile biçimsel olarak taklidi mümkündür. Bu sebeple imza incelemelerinde en önemli unsurlar imzanın atış hızı ve baskı derecesi gibi imzanın üçüncü boyutu (kâğıt üzerindeki derinliği) ile ilgili unsurlardır. Jandarma Kriminal’in raporunda da açıkça görüldüğü üzere imza üzerinde bu incelemelerin hiçbiri yapılamamıştır. Keçeli uçlu kalem, kâğıt üzerinde derinlik oluşturmadığından bu tip kalemle atılan imzaların incelemesinde sadece biçimsel özellikler bakımından yapılabilmektedir ve bu tip bir incelemeden sağlıklı bir sonuca ulaşılması mümkün değildir. Kaldı ki Dursun ÇİÇEK’in imzası tüm raporlardaki ortak görüşe göre ‘’taklidi basit , tersimi kolay’’ bir imzadır. Ancak tüm kurum raporları bu tespiti yapmalarına rağmen ‘’eli ürünüdür’’ raporu vermekten çekinmemişlerdir.

Yine Jandarma Kriminal Dairesi tarafından İstanbul Beşiktaş Savcıları’nın itirazına rağmen belge üzerinde imza incelemesinden çok daha objektif olan ve daha kesin sonuçlar veren parmak izi incelemesi yapılmıştır. Yapılan incelemede belge üzerinde ne Alb. Dursun Çiçek ne de Genelkurmay’da çalışan başka birinin parmak veya avuç izi bulunmamıştır. Sahibi tespit edilememiş olan 14 izin tespiti için yaptığımız tüm girişimler şu ana dek sonuçsuz kalmıştır. Jandarma Kriminal tarafından yapılan bir başka incelemeyle de belgenin Genelkurmay karargâhındaki yazıcılar kullanılarak basılmadığı ortaya çıkmıştır.

İddianame Kabul Edilir ve Alb. Dursun Çiçek Tekrar Tutuklanır… (30 Nisan 2010 – …)

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin daha önce oy birliğiyle ve delil yetersizliği gibi sebeplerle verdiği tahliye kararından sonra Dursun Çiçek aleyhine hiçbir yeni delil bulunamadığı gibi belge üzerinde Dursun Çiçek’in parmak izinin olmadığı gibi çok somut ve lehine deliller bulunmuştur. Buna rağmen söz konusu somut delillerin eklenmediği iddianamenin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilmesi üzerine Alb. Dursun Çiçek için bir yakalama kararı çıkartılmıştır. Hukuken ancak kaçaklar için çıkarılabilen yakalama kararını Deniz Kuvvetleri Karargâhı’ndaki ofisinde öğrenen Alb. Dursun Çiçek çağırıldığı İstanbul Beşiktaş Adliyesi’ne derhal gitmiştir. 30 Nisan 2010 tarihinde çıkarıldığı mahkemece hakkındaki iddialar yüzüne okunan Alb. Çiçek tutuklanarak Hasdal Askeri Cezaevi’ne konmuştur ve bu tarihten beri tutukluluğu devam etmektedir.

Hakkında hazırlanan iddianamede Alb. Dursun Çiçek’in İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nı hazırladığı ve bu planı Erzincan’a giderek uygulamaya koyduğu iddia edilmektedir.

İddianamenin hazırlanması süresince Dursun Çiçek’in tüm iletişimi dinlenerek kayıt altına alınmıştır. Yapılan tüm incelemeler ve telefon dinlemeleri sonunda Dursun Çiçek’in ne birlikte yargılandığı diğer sanıklarla, ne aralarında İlhan Cihaner ve Org. Saldıray Berk’in de bulunduğu Erzincan sanıklarıyla ne de Ergenekon davası sanıklarından herhangi başka biriyle ne bir email, ne bir telefon ne de başka bir iletişimi tespit edilememiştir. Bunun da ötesinde bu davalarda yargılanan sanıkların kendi aralarında yaptığı telefon görüşmeleri veya gönderdikleri emaillerde de Dursun Çiçek ismi geçmemektedir. Bu bile tamamen toplama sanıklardan oluşan bu davalar ile Alb. Dursun Çiçek’in hiçbir ilişkisinin olmadığını göstermeye yeterken mahkeme heyeti ve savcılar bunu görmezden gelmeye devam etmektedir.

Dursun Çiçek’in Erzincan’a gittiği iddiaları hiçbir somut delil ile desteklenememektedir. Üstelik delil olarak gösterilen belgelerin başka Dursun Çiçek’lere ait olduğu da ortaya çıkmıştır. Ne iddianamede geçen Mazlum Otel’de kalan Dursun Çiçek’in, ne İMEP’in fotokopisinin bulunduğu 03.06.2009 tarihinden önce telefonları dinlenen Dursun Çiçek’in ne de Erzurum’dan Ankara’ya THY ile uçan Dursun Çiçek’in Alb. Dursun Çiçek olmadığı mahkemenin yazdığı yazılara verilen cevaplarla sabittir. Türkiye çapında başlatılan bu Dursun Çiçek avının, mahkeme sürecini uzatmaktan başka bir amacı ve işlevi yoktur.

Mahkeme süresince, Alb. Dursun Çiçek ve avukatları tarafından, gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olacak iki yüzün üzerinde talepte bulunulmuştur. Savunmanın bu taleplerinin sadece yüzde dokuzu karşılanırken savcılığın taleplerinin yüzde yüzünün karşılanması savunma ve iddia makamının eşitliği ilkesiyle çeliştiği gibi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin de nasıl çalıştığını gözler önüne sermiştir. İddia edilenin aksine Dursun ÇİÇEK İMEP’i hazırlamak için hiçbir komutanından emir almamıştır. Bu gerçeği ispatlamak amacıyla adı geçen komutanların duruşmada dinlenmesi talepleride hep sonuçsuz kalmaktadır. 13. Ağır Ceza Mahkemesince yürütülen yargılama gerçekleri otaya çıkarmak yerine üstünü örtme girişimlerini bize göstermektedir. Mahkeme yargılamayı en hızlı ve iyi şekilde sonuçlandırmak yerine , bağlantılı bağlantısız herkesi kamuoyunda ‘’Ergenekon’’ adı verilen davanın içine sokma girişimi içindedir.

KAMU VİCDANINA SESLENİYORUM…

12 Haziran 2009 tarihinde Taraf gazetesinde “İrticayla Mücadele Eylem Planı” başlıklı taklit imzalı sahte bir plan yayınlanmıştır. Bahse konu planın bir fotokopisinin 04 Haziran 2009 tarihinde; “Bestekar Sokak No: 17/2, Kavaklıdere-Çankaya/ ANKARA adresindeki Bir E. Gazi Subay olan Avukat Serdar ÖZTÜRK’ün bürosunda bulunduğu iddia edilmektedir. “Taklit imzalı sahte planın”, 30 Eylül 2009 tarihinde Çukurambar/Ankara Postanesinden bir zarf içinde “Sayın Zekariya ÖZ, İstanbul Beşiktaş Adliyesi Beşiktaş/İSTANBUL” adresine, Serkan ÇAKIR tarafından posta ile gönderildiği ileri sürülmektedir. İftira ve yargısız infazların bitmesi için kutsal savunma hakkımızı kullanmak ve maddi gerçeği ortaya çıkarmak maksadıyla, 22 Nisan – 01 Aralık 2010 tarihleri arasında, 40 Adet dilekçe ile mahkemeye yaptığımız taleplerin toplamı 175’e ulaşmıştır. Bahse konu taleplerimizden sadece % 7 (13 talep) hakkında olumlu işlem yapılmıştır. Aynı dönemde Savcının, çoğu soruşturma dosyasında mevcut delilleri içeren toplam 75 talebinin tamamı hakkında derhal işlem yapılmıştır. Ülkede Dursun ÇİÇEK isimli kişiler için “Cadı Avı” başlatılmış, suç ve suçlu yaratma iftiraları devam etmiş, mahkemeden hak ve adalet beklentilerimiz sıfırlanmıştır. İftiralara karşı masumiyetimizi ispat etmek için kamu vicdanının bilinçli ve çağdaş temsilcisi olan ve çektiğimiz yargısız infazları yüreğinde hissettiğinden hiç şüphemiz olmayan devrelerimizin, dostlarımızın, ve fiilen tanışmamış olsak da yakınlıklarını bu zamanlarda yüreğimizde hissettiğimiz gerçek dostların desteğini talep etmekten başka bir seçenek bırakılmamıştır.

Parmak izi ve dijital iz dahil hiçbir delil bırakmadan, gerçek hiçbir tanık görmeden format, içerik ve terminoloji bakımından çok acemice hazırlanmış taklit imzalı sahte planın tarafımdan hazırlandığı iddiaları kuru bir iftiradır. Masum bir insana karşı işlenen bu hukuk cinayetinin failinin bulunması için, taklit imzalı sahte planın hazırlanması, bir fotokopisinin Avukatın Bürosuna konulması ve Beşiktaş Adliyesine gönderilmesi hakkında, insanlık, adalet ve dürüstlük adına bilgi ve belge sunan şahıslara 100.000 TL. ödül verilecektir. İftiracıların ve komplocuların ortaya çıkarılması maksadıyla maddi imkanlarımız bu ödül için sonuna kadar zorlanmıştır. Bu gerçeği arama ve iftiracıları ortaya çıkarma çabalarımıza maddi ve manevi destek verecek çağdaş, aydın, dürüst ve inançlı insanlarımızın katkısıyla bu ödülün daha da anlam kazanması ve milletten saklanan gerçeklerin bir an önce ortaya çıkarılması tek hedefimizdir. Dursun Çiçek’in suçsuzluğuna inananlar başlattığımız bu kampanyaya destek olmak için valilikten alacağımız izin sonrası açacağımız hesaba desteklerini yatırabilirler. Yatırılan para bilgi ve belge sunan şahıslara verilecek ödüle eklenecektir. Önemli olan yapılacak maddi katkının miktarı değildir, bu kampanyayla hedeflenen toplumdaki sessiz çoğunluğun sesinin duyulmasına yardımcı olmaktır. Verilecek destek güçbirliğimizi kuvvetlendirecek, ATATÜRK ve silah arkadaşlarının temellerini attığı Cumhuriyetin değerlerinin korunması ile birlikte, çocuklarımızın benzer hain iftiralarla karşılaşmaması için örnek bir mücadele olacaktır. Toplanan maddi katkı planlanan amaç için kullanılamadığı takdirde Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Kardelenler Projesi ve Mehmetçik Vakfı’na bağışlanacaktır.

Geçmişte yaşanan hukuk cinayetlerinin daha kötüsü, demokrasinin geliştiği iddia edilen bu dönemde yaşanıyorsa, demokrasi ve adaletten bahsedilemez. Üstünlerin hukukunu, hukukun üstünlüğüne dönüştüreceğiz diye, masum insanları aylarca tutuklatanların hak ve hukuktan nasibini aldığını kimse iddia edemez. Eğer biraz insanlığınız ve inancınız varsa adalet ve vicdan sahibi olun. Taklit imzalı sahte bir kağıt parçası ve hukuken delil niteliği taşımayan faili meçhul ihbarlar gerekçe gösterilerek cebir ve şiddet kullanarak yapılan hükümeti görev yapamaz hale getirmeye teşebbüs ve örgüt üyeliği suçlaması kuru bir iftiradır. Bağımsız ve tarafsız Türk Yargıçlarından adalet bekleyenler için en büyük tehlike umutsuzluktur. Bizim hukuk ve adalet umutlarımızı bitirmeyin.

Herkes elini vicdanına koysun. Bugün benim başıma gelmedi, tuzum kuru diyenler, yarın bu tür saldırılara ve iftiralara hazır olsun. Hiçbir miras, doğruluk ve dürüstlük kadar şerefli ve onurlu değildir. Haksızlık yapmak veya yapılan haksızlığa göz yummak, o haksızlığa ve adaletsizliğe ortak olmak ve destek vermektir. Çağdaş uygarlık seviyesine koşması gereken ülkemizde “Çamur at, iftira at, tutuklat izi kalsın, ya bizdensin ya hapistesin” şeklinde yaşadığımız Beşiktaş’ın çağ dışı hukuk anlayışına karşı mücadele ve dayanışma içinde olmaya davet ediyorum. ALBAY DURSUN ÇİÇEK

İletişim Adresi: islakimzakuruyor@gmail.com

¹ ING Bank'ın kampanya ile bir ilişkisi yoktur.