Paralel Devlete Suçüstü: 14 Parmak İzi

Hakan Fidan soruşturmasıyla başlayan, 2004 MGK kararlarının ve bazı kamu kurumları arası yazışmaların basına sızdırılması ve en son olarak da bakanlara ve hatta Başbakan Erdoğan’a uzanan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarıyla devam eden Cemaat-AKP güç gösterisinin kızışmasıyla saflar son günlerde biraz daha belirginleşmeye başlamış; Başbakan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın yazdığı bir köşe yazısında cemaati kendi ülkesinin milli ordusuna kumpas kurmakla suçlaması hükümetin askerlere karşı yürütülen hukuk dışı Ergenekon ve Balyoz davalarındaki sorumluluğu cemaate yükleyeceğinin göstergesi olmuştur. Bu noktada hükümetin bu çabaları kapsamında atabileceği en kolay adımlardan birisi altında Dursun Çiçek’in imzasının taklidi olan İrticayla Mücadele Eylem Planı (İMEP) üzerindeki kime ait olduğu tespit edilemeyen 14 parmak izinin üzerine gitmektir. Jandarma Kriminal’in yaptığı parmak izi incelemsinde belge üzerinde Dursun Çiçek’in parmak izi bulunamamış ancak “kime ait olduğu tespit edilemeyen” 14 adet parmak izi bulunmuştur. Mahkemeden tüm taleplerimize rağmen bu parmak izlerinin kime ait olduğunun tespiti içinse hiçbir araştırma yapılmamıştır. Bu konuda yapılacak detaylı bir araştırma sonucunda o parmak izlerinden biri ya da birkaçının cemaat mensuplarına ait çıkması durumunda kendi milli ordusuna kumpas kurmakla suçlanan cemaate suçüstü yapılmış olunacaktır.

Bu noktada Ergenekon davasından ağırlaştırılmış müebbet, Balyoz’dan ise 16 yıl ceza alan Dursun Çiçek’le ilgili davanın detaylarını hatırlatmakta fayda var. Özellikle 2004 MGK kararlarının kamuoyuna yansımasından sonra kafaları karıştıran soru “Madem hükümetin altına imza attığı böyle bir MGK kararı var, Dursun Çiçek İrticayla Mücadele Eylem Planını hazırladı diye neden müebbet hapse mahkum edildi?” oldu.

Bu aşamada vurgulanması gereken üç nokta var.

  1. İrticayla Mücadele Eylem Planı (IMEP) sahte bir plandır. MGK kararları verilmiş olsa bile, irticayla mücadele bir devlet politikası olarak kabul edilmiş ve yürütülmüş olsa bile, Dursun Çiçek’in imzaladığı iddia edilen bu plan hala sahte bir plandır, altındaki imza hala taklittir. Bu yeni ortaya çıkan belgeler bu gerçeği değiştirmemektedir. Kamuoyunun hafızasını tazelemek adına, kısaca bu belgenin sahteliğini ortaya koyan kanıtları burada tekrar etmekte fayda var.
    • Sadece son sayfasında bir imza bulunan 4 sayfalık dokumanda Dursun Çiçek’in parmak ve avuç izi bulunamamıştır.
    • Belge üzerinde inceleme yapan Adli Tip genel kurulunda yıllarca imza inceleme uzmanı olarak görev yapmış olanların tamamı belgedeki imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğu sonucuna varılamayacağı yönünde görüş bildirmiştir.
    • Normalde Adli Tip Kurumu’na incelenmek üzere gelen bu tip bir belgeyi inceleyecek uzmanların kura ile seçilmesi gerekirken İMEP’i ilk inceleyen üç kişilik ekip özel olarak atanmıştır. Bu ekip Adli Tip Kurumu’ndaki imza inceleme bölümüne belgenin incelenmesinden sadece birkaç hafta önce atanmış ve aldıkları kısa bir imza inceleme kursu sonucunda imza inceleme “uzmanı” olarak göreve başlamıştır. Ayni dönemde Savcı Zekeriya Öz’ün Adli Tip Kurumu’na yaptığı ziyaret de yapılan incelemenin güvenilirliğine gölge düşürmektedir.
    • TUBİTAK, Adli Tıp, Emniyet Kriminal tarafından hazırlanan tüm raporlarda Dursun Çiçek’in imzasının basit, taklidi kolay bir imza olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca Jandarma Kriminal’in raporuyla anlaşılmıştır ki, imza keçeli uçlu bir kalemle atılmıştır ve bu tip kalemlerle atılan imzalarda derinlik ve fulaj karşılaştırması yapılamamaktadır. Böyle bir imzanın kimin eli urunu olup olmadığına sağlıklı bir şekilde karar verilmesinin mümkün olmadığı uzman görüşleriyle sabittir ve zaten Adli Tıp Kurumu raporuna muhalefet şerhi koyan gerçek imza inceleme uzmanları da bu gerçekleri kararlarına gerekçe olarak göstermişlerdir.
    • Belgenin Genelkurmay karargahındaki hiçbir bilgisayarda izinin olmadığı ve Genelkurmay karargahındaki hiçbir yazıcı tarafından yazdırılmadığı Jandarma Kriminal raporu ile ve naip hakim Hüsnü Çalmuk’un Genelkurmay’daki tüm bilgisayarları incelemesi sonucuyla sabittir.
    • İlk basta belgenin sadece fotokopisi Avukat Serdar Öztürk’ün ofisinde Serdar Öztürk’ün ve diğer avukatların ofiste olmadığı bir günde “bulunmuş”, ofiste ele geçirilen tüm belgeler üzerinde parmak izi incelemesi yapılmasına rağmen bu 4 sayfalık fotokopi üzerinde ısrarlı talebimiz sonucu mahkemenin aldığı karara rağmen Emniyet Kriminal parmak izi incelemesi yapmamıştır.
    • Emniyet Kriminal’in isin başından beri içinde olduğunu gösteren bir diğer veri ise henüz daha İMEP’in “ıslak imza”lı versiyonu ortaya çıkmamışken, Emniyet Kriminal’in sadece İMEP’in fotokopisi üzerinden yaptığı imza incelemesinde imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu yönünde rapor vermesidir. Bu kadar basit bir imzada, sadece fotokopi üzerinden eli urunu olup olamayacağının anlaşılmasının mümkün olmadığı birçok başka uzman tarafından tescillenmiştir.
    • Girişimlerimiz sonucunda alınan diğer tüm uzman raporlarında imzanın Dursun Çiçek’in eli urunu olduğunun söylenemeyeceği belirtilmiştir.
    • İMEP’in ıslak imzalı versiyonunu gönderen ihbarcıyla ilgili çelişkiler bulunmaktadır. Jandarma Kriminal raporuna göre 95 gram ağırlığında olan ihbar mektubu ve içinden çıktığı söylenen evraklar ve zarfın o dönem postaneden alınan ücret tarifelerine göre postaneden 200 kuruşa gönderilmiş olması gerekmesine rağmen, 110 kuruşa gönderildiği anlaşılmıştır.  İhbarcının kendini “bir asker” olarak tanıtmasına rağmen belge üzerindeki parmak izlerinin hiçbiri Genelkurmay’da çalışan personelin parmak iziyle uyuşmamaktadır.
    • Dursun Çiçek’in Erzincan’a gittiği ve orada İMEP’in uygulamaya konduğu iddiaları defalarca çürütülmüştür. İlk önce Mazlum Otel’deki bir Dursun Çiçek kaydı bulunmuş ama daha sonra bunun bir isim benzerliği olduğu ortaya çıkmıştır. Mahkeme sürecinde yine aynı iddiaları desteklemek için mahkemeye sunulan Ankara/Erzincan uçak bileti de THY’den gelen cevap yazısıyla kesin olarak kanıtlandığı gibi başka bir Dursun Çiçek’e aittir. Dursun Çiçek’i Erzincan’da gördüğünü iddia eden ve bu yöndeki tek delil olan gizli tanık ifadelerindeki çelişkiler ise defalarca kamuoyuna yansımıştır. Konuyla ilgili detaylara buradan erişilebilir.
    • Davadaki bir başka Dursun Çiçek ise inşaat işçisi olarak çalışan yine başka bir Dursun Çiçek’tir. Bu Dursun Çiçek’in telefonları 6 ay sureyle dinlenmiştir. İşin ilginç tarafı ise bu dinleme kararının daha İMEP Taraf gazetesinde yayınlanmadan önce alınmış olmasıdır. O donemde hakkında herhangi bir soruşturma bulunmayan Dursun Çiçek’in telefonlarının dinlenmeye başlanması Dursun Çiçek’in daha ortada hiçbir şey yokken hedef olarak seçildiğini göstermiştir.
    • Dava surecinde dinlenen gerçek tanıkların ve sanıkların tamamı ifadelerinde İMEP’i ilk kez Taraf gazetesinde yayınlandıktan sonra gördüğünü belirtmiştir.
    • İMEP’in askeri yazım tekniklerine uymadığına ilişkin olarak alınan 5 ayrı bilirkişi raporu mevcuttur.
  2. İMEP’in sahteliğini ve bu sahteliği kimlerin organize ettiğini tespit etmek hala mümkündür.
    • Jandarma Kriminal’in yaptığı parmak izi incelemesi sonucunda belge üzerinde “kime ait olduğu belirlenemeyen” 14 adet parmak izi bulunmuştur. Bu parmak izlerinin kime ait olduğunun tespiti için kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır. Bu parmak izlerinden birinin iddia edilen olay akışı içerisinde belgeye dokunmuş olamayacak birine ait çıkması durumunda ortaya atılan hikayenin sahteliği kanıtlanmış olacak, dahası belgeyi üreten çetenin elemanları hakkında da çok önemli ipucuna erişilmiş olunacak.
    • Mahkeme’den ısrarlı taleplerimize rağmen, mahkeme ihbar mektubu ve ıslak imzalı belgenin gönderildiği Çukurambar Postanesi’nin kamera kayıtlarını çok geç istemiştir. PTT’den gelen yanıtta, kayıtların 3 ay sureyle saklandığı, daha sonra silindiği, mahkemenin yazısı ellerine ulaştığında ise istenen tarihin üzerinden 3 ay ve sadece birkaç gün geçmiş olması sebebiyle kamera görüntülerinin artik ellerinde olmadığı belirtilmiştir. Sadece birkaç günlük gecikme yüzünden sahte ihbarcı kimliğini gizlemeyi şimdilik başarabilmiştir. Mahkemenin silindiği iddia edilen görüntüleri kurtarmak için herhangi bir çabasının olmaması da mahkemenin de ihbarcının kimliğini saklama çabalarına ortak olduğu hissiyatını yaratmaktadır. Bu görüntülerin kurtarılması yine davayla ilgili çok önemli ve davanın seyrini değiştirebilecek delillere sahip olunacağı anlamına gelmektedir. Bunun yanı sıra ihbar maillerinin gönderildiği adreslerde ikamet eden kuruyemişçi Süleyman Saraç, ihbar mektubu yazarı Serdar Çakır ve diğer şahıslar ifadeye çağrılıp bu mailleri kimlerin gönderdiği tespit edilebilir.
  3. İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın sahte bir plan olduğunu en başından beri söylenirken, İnternet Andıcı’nın gerçek bir belge olduğu yine en başından beri kabul edilmektedir. Buna rağmen bu iki belge özellikle yandaş basınca kasıtlı olarak birbirine karıştırılmakta ve kamuoyunun her iki belgeyi gerçekmiş gibi algılamasına sebep olmaktadır. Taraf gazetesinin gecen hafta açıkladığı MGK kararları ve daha sonrasında yine ayni gazetece yayınlanan hükümet içi yazışmalar göstermiştir ki irticayla mücadele devlet politikası olarak benimsenmiş, su andaki hükümet üyelerince de bu politikalar kabul edilmiş, uygulamaya geçirilmiştir. Bu gelişmelerden sonra Internet Andıcı’nın hukuk dışı bir belge olarak değerlendirilmesi, bu belge gerekçe gösterilerek eski Genelkurmay Başkanı dahil birçok kişinin müebbet hapis cezası alması abestir, hukuksuzdur. Konuyla ilgili su detaylar gözden kaçırılmamalıdır:
    • Internet Andıcı’na konu olan siteler Dursun Çiçek Genelkurmay’a atanmadan önce kurulmuştur.
    • Sitelerin kurulması için gerekli bütçe Milli Savunma Bakanlığı’nca karşılanmıştır.
    • Sitelerin kurulması, isletilmesi için gerekli olan yazışmalar, onaylar dönemin hükümet yetkilileri ve Milli Savunma Bakanlığı dahil tüm ilgili mercilerden alınmıştır.
    • MGK kararlarının ortaya çıkış şekli de yargılama sürecinin nasıl işletildiğini göstermektedir. Bu belgeler yargılama süreçlerinde açıkça istenmiş olmasına rağmen mahkeme veya Başbakanlık tarafından gizlenmiştir.
    • Genelkurmay’ın işlettiği internet sitelerinde orijinal içerik yoktur. Bu sitelerde yayınlanan yazılar açık kaynaklardan derlenip toplanan yazılardır.
    • İrticayla mücadelenin su anki Cumhurbaşkanı, Başbakan ve hükümet üyelerince devlet politikası olarak kabul edildiğini düşünürsek bu sitelerde irticai faaliyetlere karşı haberlerin yayınlanmış olması doğaldır. O dönemde bazı YAŞ kararlarına muhalefet şerhi koyan aynı hükümet üyeleri MGK kararlarını herhangi bir şerh koymadan imzalamıştır ve bu kararların sorumluluğu altındadır.

Ortaya dökülmeye başlayan kirli çamaşırlar kaçınılmaz sonun başlangıcı. İMEP’in sahteliği er ya da geç ortaya çıkacak ve sahte belgeler üreten bu çete cezasını çekecek. Buradan bu çeteye dahil olmayan hükümet üyelerini bu çetenin ortaya çıkarılması için gerekenleri yapmaya davet ediyoruz. 14 parmak izinin sahibinin bulunması, PTT kamera kayıtlarının kurtarılarak ihbar mektuplarını gönderen kişilerin bulunup güvenilirliklerinin anlaşılması en kısa zamanda somut olarak atılabilecek adımlar. Hükümet üyelerinin bu adımları atmaması, bilakis bu adımların atılmasını engellemesi onları da bu çetenin koruyucusu, kollayıcısı durumuna düşürüyor ve siyasi olarak sorumluluğu üzerilerine daha da yıkıyor. Fethullah Gülen’in yaptığı “Sahte CD’ler caiz değildir.” açıklaması Gülen Cemaati’nin Ergenekon, Balyoz, OdaTV gibi davalardaki sorumluluğu hükümetin üzerine atmaya çalışacağını gösteriyor. Hükümetin gerçekleri ortaya çıkartmak için elini çabuk tutmamasının maliyeti ise her gecen gün artıyor.

Reklamlar

43 Soruda İnternet Andıcı

Başbakanlık genelgesi, MGK Kararları ve direktiflere uygun olarak, Genelkurmay Başkanlığı için MSB tarafından tedarik edilen IP adresleri ile kurulan, yasalar çerçevesinde hazırlanan ve Genelkurmay Başkanlığı’nın bir faaliyeti olarak 1999 yılından itibaren kurulan  internet siteleri ile ilgili olarak Dursun Çiçek ile ilgili iddianamedeki iddialara gerekse duruşma sırasında sanıkların savunmalarına açıklama ve cevaplarımızı buradan madde madde kamuoyu ile de paylaşıyoruz.

Dursun Çiçek 2 Temmuz 2010’da Ne Demiş?

Son birkaç gündür Alb. Dursun Çiçek’in “İnternet Andıcı”nın gerçekliğini “itiraf” ettiği haberleri tüm medyada yer alıyor. Aslında yeni herhangi bir şey söylenmemiş olmasına rağmen İnternet Andıcı iddianamesinin mahkemece kabul edildiği ve Yüksek Askeri Şura’nın devam ettiği bu günlerde yapılan bu haberlerin sebebini, altında yatan asıl amacı anlamak çok da zor değil.

Aşağıya Dursun Çiçek’in 2 Temmuz 2010 tarihinde Silivri’deki İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde yaptığı savunmanın bir kısmını aynen; hiç değiştirmeden koyuyoruz. Duruşma tutanağının tamamına buradan erişebilirsiniz. Buraya kopyaladığım kısım 19. sayfadan başlıyor.

Şimdi Genelkurmayın bir yasal hizmeti başbakan talimat vermiş açıkladılar Andıç çıktı. Üstünde en az 15 tane paraf var bir tane de imza var kimin imzası? Yüzbaşı Murat Ustakılıç sitelerin alt yapısına o bakıyor. Başka destek şubenin personeli, bunu Sayın savcı görmek istemiyor. Orda sadece o 15 tane ikinci başkan genelkurmay başkanı dahil olan parafların içinde bir tane Dursun Çiçek’in bir parafı var. Dursun Çiçek imzalı internet Andıcı diye yazıyor. Be insaf bu kadar olmaz ki bu kadarda insan suçlanmaz bu kadar peşin hükümlü yargısız infaz olmaz ki? Ya önünde duruyor belge Dursun Çiçek’in parafı var orda imzası başkasının gördüğünü yaz bari. Orda gördüğünü yaz ve gerçek belge Genelkurmayda kabul etti. İhaleye çıkıyor Ortadoğu bilişim hizmetleri ihaleyi alıyor internet alt yapısını kuruyor. MSB’ye sormuş almıştır cevabını yasal bir görev diye Nisanda sormuş ama yok çünkü komploya uymuyor bunlar Dursun Çiçek’i suçlayıcı değil. Şimdi ihaleyle bir hizmet alınıyor bunun üzerine internet siteleri kuruluyor. Bizim şubenin de internet sitesi var hiç birisi geçmiyor burada gurbetçiler diye, Türkses diye, İngilizce, Fransızca, almanca yayın yapan Türkiye’nin çıkarlarını koruyan Türkiye’nin milli sorunlarını okuyucuyu bilgilendirmeyi amaçlayan hiç birisinin ismi yok. Esas benim şube müdürü olduğum birimin siteleri bunlar niye yok. Çünkü iddianameyi desteklemiyor komployu desteklemiyor. Bunların bu bilgilerin Sayın savcımızda olduğunu sanmıyorum hepsi var çünkü ifadelerimizde var. Kredi kartı ile ödenen internet parası, İlker Ziya Göktaş kredi kartı numarası var dün okundu. Bu nasıl yasadışı faaliyet olur ki. Suç bulamadık, Genelkurmayda yapılanma değiştirilmiş işte böyle saat gibi çalışan birim bu iftiralar yüzünden çalışamaz hale getirilmiş. Bu siteler ne için kurulmuş, Türkiye’nin dış sorunları sorunlarımızın anlatılması için ya bu kimin lehine yani? Sayın Haşıloğlu yani bu yapılmazsa bu görev yapılmazsa kim zarar görür. Dursun Çiçek zarar görmez ki Genelkurmay Başkanı da zarar görmez işte emekliliği geldi emekli olacak. Bu işler geçici biz bugün varız yarın yokuz. Yani bu işi stop ettirirsen bu işi darbelersen kim zarar görür? milletimiz zarar görür, devlet zarar görür. Türkiye’nin çıkarları zarar görür, Ermeni iddiaları haklılık kazanır. Pontus çalışmaları yapıyoruz bir tane Yunan vatandaşı 98 kere geliyor oraya, horon tepiyor mesajlarını veriyor geri gidiyor. Bunu kimse takip etmezse bu nosyonu olmayan benim valimin vali yardımcımın haberi yoksa ne olacak. İşte okuyorum son altı ay diye bir kitap okuyorum. Atatürk’ün Kasım 1918’de Samsun’a çıkmadan 19 Mayıs 1919 arasındaki dönemi. İşgal devletleri gelmiş her taraf işgal edilmiş ülkesini milletini sevenler tutuklanıyor, kim tutukluyor yine bizim hâkimlerimiz bizim kadılarımız tutukluyor. Niye vesayet altındaki baskı altındaki kadılarımız tutukluyor. Önce siyasete baskı yapıyorlar sadrazama, padişaha baskı yapıyorlar o da kamu görevlisine baskı yapıyor tutuklanıyor sonra Malta’ya sürgün.  Ne yapıyor sonra dönüp iki yıl sonra milli mücadelede Atatürk’le beraber bu ülkenin kurtuluşuna destek oluyor. Boğazlayan kaymakamı, Ermeni iddiaları nedeniyle idam ediliyor. Bunun bir açıklaması var, sizinle paylaşmak istiyorum 33 yaşında idam ediliyor. Ben bir Türk memuruyum bende bir Türk memuruyum bana ne görev verildiyse onu yapıyorum evet bana ne görev verildiyse onu yapıyorum. Yabancı kuvvetlere yaranmak için beni asıyorlar o zaman idam var şimdi yok beni şimdi idam gibi müebbet hapisle yargılıyorsunuz. Eğer adalet buysa kahrolsun böyle adalet. Söylenme tarihi 10 Nisan 1919.  Çocuklarımı asıl Türk milletine emanet ediyorum idam sehpasında son sözü bu. Bu kahraman millet elbette onlara bakacaktır vatan uğrunda cephede ölen bir insan gibi şehit gidiyorum, Allah vatana millete zeval vermesin. Geçen sene Mart ayı Genelkurmay Askeri mahkemesinde disiplin mahkemesinde başkanım. Bir kurmay binbaşıyı yargılıyoruz işte gazeteye bir belgenin sızmasından dolayı orda da mutlaka Malatya’daki ikinci ordunun soruşturma dosyasından gitmiştir yani çünkü bilgiler çok net bilgiler komutanım dedi Güneydoğu da görev yapıyor. Yani bu suçtan yargılanacağıma şehit olsam daha iyidir. Evet, bende aynı şeyi söylüyorum. Keşke Güneydoğuda şehit olsaydım ve bu anları yaşamasaydım.

İnternet Andıcı Soruşturması

Albay Dursun Çiçek’in İnternet Andıcı soruşturması kapsamında verdiği ifadelerle ilgili basında yürütülen karalama ve dezenformasyon kampanyasının kimin eliyle yürütüldüğü bugun iddianamenin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabulünden sonra açığa çıktı.

Yürütülen karalama kampanyasında kullanılan ifadelerin ve genel dilin internet andıcı iddianamesindeki ifadeler ve kullanılan dil ile birebir örtüşüyor olması bu karalama kampanyasının bizzat savcılık tarafından idare edildiğini açıkça kanıtladı.

Bilgi kirliliğini önlemek ve gerçekleri yorumlarla değil somut delillerle ortaya koymak için Alb. Dursun Çiçek’in soruşturma sırasında verdiği ifadeleri burada kamuoyu ile yorumsuz bir şekilde paylaşıyoruz.

Alb. Dursun Çiçek’in 8 Haziran 2011 tarihinde verdiği ifadenin tam metnine erişmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Alb. Dursun Çiçek’in savcılık davetiyle gittiği ikinci sorgulama sırasında verdiği ifadenin tam metni için buraya tıklayın.