Islak İmza’yı Gerçek Bir Uzman İncelerse..

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Dursun Çiçek ile ilgili olarak, soruşturma aşamasında alınan ve çelişkileri, esiklikleri ile raporların alınması sürecindeki siyasi baskı, açıkça ve çok sayıda hukuki gerekçe ile ortaya çıkan imza raporlarının, çelişkilerini gidermek için uzmanlığı tartışılamayacak kişiler tarafından, imza ile ilgili inceleme raporu alınması talebimizi hiçbir gerekçe sunmadan bir buçuk yıldır reddetmiştir.

Ancak raporların çelişkiler barındırmadığını iddia eden iddia makamının görüşlerinin aksi yönde düşünen ve bunu bilimsel raporuna yansıtan, Adli belge inceleme uzmanı ve İstanbul Adli Yargı Adalet Komisyonu Bilirkişi Listesine kayıtlı, Yeminli Bilirkişi Y. Doç. Dr. Jale Bafra tarafından hazırlanan rapora buraya tıklayarak erişebilirsiniz.

Dr. Jale Bafra Türkiye Adli Bilimler Derneği ve Adli Belge İncelemeciler Derneği Kurucu Üyesidir. İ.Ü.Adli Tıp Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyelisidir ve Adli Belge incelemesi ile ilgili olarak çok sayıda bilimsel çalışma ve yayınlara imza atmıştır.

Bafra tarafından iki ayrı rapor hazırlanmıştır. 18.12.2011 tarihli rapor, İrtica İle Mücadele Eylem Planı isimli belgenin, son sayfasında, Dursun Çiçek adına atılı imzanın Çiçek’in eli ürünü olup olmadığının belirlenmesi ile ilgilidir. Bafra belgenin düzenlenişine ilişkin bazı tespitlerde bulunmuştur.

Dr. Jale Bafra ayrıca 14.12.2011 tarihinde hazırladığı bilirkişi mütalaasında ise soruşturma aşamasında verilmiş bilirkişi raporlarına ilişkin sorularımızı cevaplandırmıştır. Bu cevaplardan birini burada özetleyecek olursak:

İmza ve belge incelemesinde Bilirkişilik başlıklı Mart 2010 tarihli İmza inceleme uzmanı, Belge İnceleme Uzmanları Derneği Başkanı  Yalçın Çakıcı tarafından yazılan ve İstanbul Barosu Aylık Bülteninde yayınlanan makalede, ‘Adli Tıp, Kriminal Polis ve Jandarma Kriminal’de görev yapanlar önce ilgili olanda yetiştirilmek üzere asistan olarak atanarak, altı ay teorik ve uygulamalı eğitim alırlar sonrasında ise uzmanlık alanında, uzmanlar gözetiminde EN AZ 3 YIL süreyle fiilin çalıştırılırlar. Fiili çalışma süresini dolduran asistanlar için her yıl Nisan ve Ekim aylarında, en az bir hafta süreli kurs düzenlenir. Kurs bitiminde yapılan teorik sınav yapılır ve başarılı olanlara uzmanlık sertifikası verilir.’ -denilmektedir. Ancak ATK tarafından verilen raporda, rapora muhalefet şerhi koyan belge inceleme konusunda uzman doktorların dışında, rapor hazırlanmadan 1 ay önce atandıkları mahkemeye sunulan Fizik İhtisas Dairesinden gelen yazı ile belli olan 6 kişinin aslında uzmanlık olanlarının neler olduğuna bakacak olursak, Gürol BERBER’ in ADLİ TABİP, Ahmet Bülent ÖZATA’ nın SES İNCELEME UZMANI, Eyüp KANDEMİR’ in, ATK. SES VE GÖRÜNTÜLEME MERKEZİNDE GÖREVLİ UZMAN, H. Bülent ÜNER’in FİZİKÇİ- UZMANLIK ALANI BALİSTİK ve İsmail ÇAKIR’ın ise, SAHTE DEĞERLİ METAL TETKİKLERİ UZMANI olduğu anlaşılmaktadır.  Bu kişilerin, belge hakkında düzenlenen ilk rapordan sonra, bir haftalık kurs ile ADLİ BELGE İNCELEME şubesinde çalışmaya başladıkları Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından mecliste kabul edilmiştir.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, E. 2007/6-139, sayılı kararında, Somut olayda, grafoloji uzmanı olmayıp, adli tıp uzmanı olduğu saptanan kişi tarafından düzenlenen raporun bilirkişinin uzmanlık alanı ve yemininin yaptırılmamış olması dikkate alındığında hükme esas alınması hukuken olanaksızdır.” denilmektedir. Tabi ortada hukuki bir yargılama olsaydı…

 

Reklamlar

Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ve Sayın Adalet Bakanı’na Açık Mektup

Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ve Sayın Adalet Bakanı,

Mahkemelerin teknik konularda doğru karar verebilmeleri ve adaleti sağlayabilmeleri için en önemli önkoşullardan biri objektif ve bağımsız bilirkişilik hizmetlerinin sağlanmasıdır. Ancak maalesef ülkemizde Adalet Bakalığı’na bağlı olan Adli Tıp Kurumu, birinci görevi bu olmasına rağmen, sağlıklı bilirkişilik hizmetini sağlayamamaktadır.

Cumhurbaşkanlığı’nın talimatı üzerine Devlet Denetleme Kurumu’nun 01.07.2010 tarihli ve 2010/12 sayılı raporunda Adli Tıp Kurumu’nun özellikle tıp dışı alanlarda bilirkişilik görevini doğru bir şekilde yerine getiremediği ve uygulamada çok ciddi aksaklıklar yaşandığı sonucuna varılmıştır. Bu raporda,

  • Adli Tıp Kurumu’ndaki uzmanların % 72,3’ünün kurumda verilen asistan eğitimini yeterli ve başarılı bulmadıkları; asistanların %95.7’sinin kendilerini teorik ve uygulamalı eğitim alan değil, memur olarak çalıştırılan kişiler olarak gördükleri; tıp dışı alanlarda çalışanların %92.7’sinin tıp dışı alanların ciddi bir biçimde ihmal edildiğini düşündüğü;
  • Bilirkişilik görevini üstlenecek kişilerin yetkinlik düzeylerinin ölçülmesi ve değerlendirilmesini sağlayacak mekanizmaların olmadığı; kurumun hizmet verdiği tıp dışı alanlarda uzman yetiştirilmesi bakımından ülke çapında geçerli olan ciddi eksiklikler mevcut olduğu;
  • Kurum’un “bağlı kuruluş” olan hukuki statüsünün, yürütmekte olduğu bilirkişilik hizmeti dolayısıyla sahip olunması gereken “idari ve mali özerklik” niteliğini tam olarak karşılamadığı;
  • Kurum bünyesindeki Genel Kurul ve ihtisas kurullarının, çok çeşitli alanlarda uzmanlığı bulunan çok sayıda üyeden müteşekkil olduğu ve bu kurulların oylama usulü ile karar vermesinin üyelerin uzman olmadıkları konularda alınacak kararlara da katılabilmeleri sonucunu doğurduğunu; bunun konunun uzmanı olan üye/üyeler ile konu hakkında hiçbir uzmanlığı bulunmayan üyelerin görüşlerinin aynı değerde kabul edilmesine yol açtığı ve bu durumun bilirkişilik faaliyetinin özüne aykırılık teşkil ettiği;
  • Yargı organlarınca, bilimsel bir yapı olmaktan çok Adalet Bakanlığı’na bağlı idari bir organ olma hüviyeti taşıyan Adli Tıp Kurumu’na bu türden bir misyon yüklenmiş olmasının üniversiteleri devre dışı bıraktığı ve bilirkişilik müessesesinin bilimsel temellere oturtulması gereği ile çeliştiği belirtilmiştir.

Devlet Denetleme Kurulu’nun verdiği bu rapordaki aksaklıklar sebebiyle Adli Tıp Kurumu bilimsel gerçeklere dayanmayan, objektif ve bağımsız olmayan raporlar vermekte ve masum insanların mahkemeler nezdinde suçlu görünmesine sebep olmaktadır. Adli Tıp Kurumu’nun verdiği, kamuoyunu aylardır meşgul eden İrticayla Mücadele Eylem Planı isimli bir belge üzerindeki imzanın Alb. Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu sonucuna varılan rapor İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden bir davanın temel delili niteliğinde kullanılmaktadır. Verilen bu raporda Türkiye’de ve yurt dışında imza ve el yazısı incelemesi üzerine yapımış akademik çalışmalar ve elde edilmiş sonuçlar göz ardı edilmiştir. Tamamen siyasi beklentiler doğrultusunda bir rapor verilmiştir. 4 Şubat 2010 tarih ve 250/26.01.2010-5981-1029/847 no’lu bu raporun bilimsel makaleler ve gerçek uzman görüşleri doğrultusunda incelenmesiyle şu sonuçlara varılmıştır:

  • İnceleme konusu belge üzerindeki imza keçeli uçlu kalemle atılmış olmasına rağmen, karşılaştırmada kullanılan imzaların hiçbiri keçeli uçlu kalemle atılmamıştır. Karşılaştırması yapılacak imzaların aynı tip kalemle atılmış olması gerekmektedir. (bkz. Nickell, J., “Detecting Forgery: forensic investigation of documents,” The University Press of Kentucky, Lexington, Kentucky, 1995, Chap.2)
  • Keçeli kalemle atılan imzalarda baskı izi, derinlik gibi imzanın üçüncü boyutu doğrultusundaki özelliklerinin sağlıklı bir şekilde incelenmesi mümkün değildir. Keçeli kalemle atılan imzalar çok daha az bulgu verir. (bkz. Hilton, O., “Effects of Writing Instruments on Handwriting Details,” Journal of Forensic Sciences, JFSCA, Vol. 29, No. 1. Jan. 1984, pp. 80-86.) Bu sebeple keçeli kalemla atılan imzalar üzerinde yapılacak incelemeler sadece biçimsel benzerlikler bakımından yapılabilir. Adli Tıp Kurumu, 18 Haziran 2009 tarih ve 250/18.06.2009-34985-5765/4803 no’lu raporunda fotokopi üzerinden yaptığı biçimsel inceleme sonucunda inceleme konusu imzanın basit tersimli olduğu ve mukayeseye konu imzaların da basit ve hatta farklı tersim özellikleri gösterdiğinin belirtmiş ve bu raporda söz konusu imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olup olmadığına karar verilemeyeceği sonucuna varmıştır. Keçeli kalemle atılmış bir imzadan bu ilk rapordan farklı bir sonuca varılması bilimsellikten uzaktır.

Verilen raporun içeriğinin yanısıra raporun hazırlanış aşamasında da basına yansıyan bazı bilgiler Adli Tıp Kurumu’ndaki çarpıklıkları su üzerine çıkarmıştır. Normal prosedürler gereği kura yöntemiyle belirlenmesi gereken ilk bilirkişi ekibi atama yöntemi ile seçilmiştir. Yaptığımız itirazlar sonucu söz konusu belge Fizik İhtisas Dairesi Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu tarafından incelenmiş, ancak bu kurul üyelerinden üçünün ilk belge incelemesinden sonra sadece bir haftalık kursla “uzman” sıfatı kazandığı ve kurula katıldığı basına yansımıştır.  Verilen rapora muhalefet şerhi koyan üyelerin yıllarca belge inceleme uzmanı olarak çalışmış olmasına rağmen görüşlerinin bir haftalık uzmanlarla aynı değerde kabul edilmiş olması Devlet Denetleme Kurulu’nun da verdiği raporda belirttiği gibi bilirkişilik faaliyetinin özüne aykırılık teşkil etmektedir. Ayrıca Bilgi Edinme Yasası kapsamında Adli Tıp Kurumu’na bu rapor ve raporda imzası bulunan kişilerin uzmanlıklarıyla ilgili olarak sorulan sorular Kurum’ca yasal süresi içinde yanıtlanmamıştır. Konuyla ilgili Bilgi Edinme Yasası’na mualefetten Adli Tıp Kurumu’na karşı dava açılmıştır.

Yaptığı eylemlerle mahkemelere bilirkişilik hizmeti vererek hakimlere yardımcı olması gereken Adli Tıp Kurumu bu görevini yerine getirmediği gibi siyasi beklentiler doğrultusunda, bilimsellikten, objektiflikten uzak olarak verdiği raporlarla suçsuz insanların tutuklanmasına yol açmaktadır. Bu sebeple Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Adalet Bakanı Sadullah Ergin’i görevlerini yapmaya davet ediyoruz. Öncelikle, açık bir şekilde “Hastanın yararı kadar toplumun bazı kesimlerinin de düşüncelerini düşünmek zorundayız.” diyen ve bilirkişilik faaliyetlerinin özüne aykırı bir şekilde yürüyen bir dava ile ilgili basına açıklamalar yaparak adeta davanın tarafı gibi hareket eden Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce’nin görevine son verilmesini ve bir an önce Devlet Denetleme Kurulu’nun da verdiği rapor doğrultusunda Adli Tıp Kurumunun yeniden yapılandırılarak uluslararası standartlarda bilimsel gerçekler doğrultusunda, siyasetten uzak, objektif kriterler kullanarak çalışacak bir kurum haline getirilmesi için gereğinin yapılmasını bekliyoruz.

Deniz Çiçek

Adli Tıp Kurumu Mağduru