Paralel Devlete Suçüstü: 14 Parmak İzi

Hakan Fidan soruşturmasıyla başlayan, 2004 MGK kararlarının ve bazı kamu kurumları arası yazışmaların basına sızdırılması ve en son olarak da bakanlara ve hatta Başbakan Erdoğan’a uzanan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarıyla devam eden Cemaat-AKP güç gösterisinin kızışmasıyla saflar son günlerde biraz daha belirginleşmeye başlamış; Başbakan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın yazdığı bir köşe yazısında cemaati kendi ülkesinin milli ordusuna kumpas kurmakla suçlaması hükümetin askerlere karşı yürütülen hukuk dışı Ergenekon ve Balyoz davalarındaki sorumluluğu cemaate yükleyeceğinin göstergesi olmuştur. Bu noktada hükümetin bu çabaları kapsamında atabileceği en kolay adımlardan birisi altında Dursun Çiçek’in imzasının taklidi olan İrticayla Mücadele Eylem Planı (İMEP) üzerindeki kime ait olduğu tespit edilemeyen 14 parmak izinin üzerine gitmektir. Jandarma Kriminal’in yaptığı parmak izi incelemsinde belge üzerinde Dursun Çiçek’in parmak izi bulunamamış ancak “kime ait olduğu tespit edilemeyen” 14 adet parmak izi bulunmuştur. Mahkemeden tüm taleplerimize rağmen bu parmak izlerinin kime ait olduğunun tespiti içinse hiçbir araştırma yapılmamıştır. Bu konuda yapılacak detaylı bir araştırma sonucunda o parmak izlerinden biri ya da birkaçının cemaat mensuplarına ait çıkması durumunda kendi milli ordusuna kumpas kurmakla suçlanan cemaate suçüstü yapılmış olunacaktır.

Bu noktada Ergenekon davasından ağırlaştırılmış müebbet, Balyoz’dan ise 16 yıl ceza alan Dursun Çiçek’le ilgili davanın detaylarını hatırlatmakta fayda var. Özellikle 2004 MGK kararlarının kamuoyuna yansımasından sonra kafaları karıştıran soru “Madem hükümetin altına imza attığı böyle bir MGK kararı var, Dursun Çiçek İrticayla Mücadele Eylem Planını hazırladı diye neden müebbet hapse mahkum edildi?” oldu.

Bu aşamada vurgulanması gereken üç nokta var.

  1. İrticayla Mücadele Eylem Planı (IMEP) sahte bir plandır. MGK kararları verilmiş olsa bile, irticayla mücadele bir devlet politikası olarak kabul edilmiş ve yürütülmüş olsa bile, Dursun Çiçek’in imzaladığı iddia edilen bu plan hala sahte bir plandır, altındaki imza hala taklittir. Bu yeni ortaya çıkan belgeler bu gerçeği değiştirmemektedir. Kamuoyunun hafızasını tazelemek adına, kısaca bu belgenin sahteliğini ortaya koyan kanıtları burada tekrar etmekte fayda var.
    • Sadece son sayfasında bir imza bulunan 4 sayfalık dokumanda Dursun Çiçek’in parmak ve avuç izi bulunamamıştır.
    • Belge üzerinde inceleme yapan Adli Tip genel kurulunda yıllarca imza inceleme uzmanı olarak görev yapmış olanların tamamı belgedeki imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğu sonucuna varılamayacağı yönünde görüş bildirmiştir.
    • Normalde Adli Tip Kurumu’na incelenmek üzere gelen bu tip bir belgeyi inceleyecek uzmanların kura ile seçilmesi gerekirken İMEP’i ilk inceleyen üç kişilik ekip özel olarak atanmıştır. Bu ekip Adli Tip Kurumu’ndaki imza inceleme bölümüne belgenin incelenmesinden sadece birkaç hafta önce atanmış ve aldıkları kısa bir imza inceleme kursu sonucunda imza inceleme “uzmanı” olarak göreve başlamıştır. Ayni dönemde Savcı Zekeriya Öz’ün Adli Tip Kurumu’na yaptığı ziyaret de yapılan incelemenin güvenilirliğine gölge düşürmektedir.
    • TUBİTAK, Adli Tıp, Emniyet Kriminal tarafından hazırlanan tüm raporlarda Dursun Çiçek’in imzasının basit, taklidi kolay bir imza olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca Jandarma Kriminal’in raporuyla anlaşılmıştır ki, imza keçeli uçlu bir kalemle atılmıştır ve bu tip kalemlerle atılan imzalarda derinlik ve fulaj karşılaştırması yapılamamaktadır. Böyle bir imzanın kimin eli urunu olup olmadığına sağlıklı bir şekilde karar verilmesinin mümkün olmadığı uzman görüşleriyle sabittir ve zaten Adli Tıp Kurumu raporuna muhalefet şerhi koyan gerçek imza inceleme uzmanları da bu gerçekleri kararlarına gerekçe olarak göstermişlerdir.
    • Belgenin Genelkurmay karargahındaki hiçbir bilgisayarda izinin olmadığı ve Genelkurmay karargahındaki hiçbir yazıcı tarafından yazdırılmadığı Jandarma Kriminal raporu ile ve naip hakim Hüsnü Çalmuk’un Genelkurmay’daki tüm bilgisayarları incelemesi sonucuyla sabittir.
    • İlk basta belgenin sadece fotokopisi Avukat Serdar Öztürk’ün ofisinde Serdar Öztürk’ün ve diğer avukatların ofiste olmadığı bir günde “bulunmuş”, ofiste ele geçirilen tüm belgeler üzerinde parmak izi incelemesi yapılmasına rağmen bu 4 sayfalık fotokopi üzerinde ısrarlı talebimiz sonucu mahkemenin aldığı karara rağmen Emniyet Kriminal parmak izi incelemesi yapmamıştır.
    • Emniyet Kriminal’in isin başından beri içinde olduğunu gösteren bir diğer veri ise henüz daha İMEP’in “ıslak imza”lı versiyonu ortaya çıkmamışken, Emniyet Kriminal’in sadece İMEP’in fotokopisi üzerinden yaptığı imza incelemesinde imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu yönünde rapor vermesidir. Bu kadar basit bir imzada, sadece fotokopi üzerinden eli urunu olup olamayacağının anlaşılmasının mümkün olmadığı birçok başka uzman tarafından tescillenmiştir.
    • Girişimlerimiz sonucunda alınan diğer tüm uzman raporlarında imzanın Dursun Çiçek’in eli urunu olduğunun söylenemeyeceği belirtilmiştir.
    • İMEP’in ıslak imzalı versiyonunu gönderen ihbarcıyla ilgili çelişkiler bulunmaktadır. Jandarma Kriminal raporuna göre 95 gram ağırlığında olan ihbar mektubu ve içinden çıktığı söylenen evraklar ve zarfın o dönem postaneden alınan ücret tarifelerine göre postaneden 200 kuruşa gönderilmiş olması gerekmesine rağmen, 110 kuruşa gönderildiği anlaşılmıştır.  İhbarcının kendini “bir asker” olarak tanıtmasına rağmen belge üzerindeki parmak izlerinin hiçbiri Genelkurmay’da çalışan personelin parmak iziyle uyuşmamaktadır.
    • Dursun Çiçek’in Erzincan’a gittiği ve orada İMEP’in uygulamaya konduğu iddiaları defalarca çürütülmüştür. İlk önce Mazlum Otel’deki bir Dursun Çiçek kaydı bulunmuş ama daha sonra bunun bir isim benzerliği olduğu ortaya çıkmıştır. Mahkeme sürecinde yine aynı iddiaları desteklemek için mahkemeye sunulan Ankara/Erzincan uçak bileti de THY’den gelen cevap yazısıyla kesin olarak kanıtlandığı gibi başka bir Dursun Çiçek’e aittir. Dursun Çiçek’i Erzincan’da gördüğünü iddia eden ve bu yöndeki tek delil olan gizli tanık ifadelerindeki çelişkiler ise defalarca kamuoyuna yansımıştır. Konuyla ilgili detaylara buradan erişilebilir.
    • Davadaki bir başka Dursun Çiçek ise inşaat işçisi olarak çalışan yine başka bir Dursun Çiçek’tir. Bu Dursun Çiçek’in telefonları 6 ay sureyle dinlenmiştir. İşin ilginç tarafı ise bu dinleme kararının daha İMEP Taraf gazetesinde yayınlanmadan önce alınmış olmasıdır. O donemde hakkında herhangi bir soruşturma bulunmayan Dursun Çiçek’in telefonlarının dinlenmeye başlanması Dursun Çiçek’in daha ortada hiçbir şey yokken hedef olarak seçildiğini göstermiştir.
    • Dava surecinde dinlenen gerçek tanıkların ve sanıkların tamamı ifadelerinde İMEP’i ilk kez Taraf gazetesinde yayınlandıktan sonra gördüğünü belirtmiştir.
    • İMEP’in askeri yazım tekniklerine uymadığına ilişkin olarak alınan 5 ayrı bilirkişi raporu mevcuttur.
  2. İMEP’in sahteliğini ve bu sahteliği kimlerin organize ettiğini tespit etmek hala mümkündür.
    • Jandarma Kriminal’in yaptığı parmak izi incelemesi sonucunda belge üzerinde “kime ait olduğu belirlenemeyen” 14 adet parmak izi bulunmuştur. Bu parmak izlerinin kime ait olduğunun tespiti için kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır. Bu parmak izlerinden birinin iddia edilen olay akışı içerisinde belgeye dokunmuş olamayacak birine ait çıkması durumunda ortaya atılan hikayenin sahteliği kanıtlanmış olacak, dahası belgeyi üreten çetenin elemanları hakkında da çok önemli ipucuna erişilmiş olunacak.
    • Mahkeme’den ısrarlı taleplerimize rağmen, mahkeme ihbar mektubu ve ıslak imzalı belgenin gönderildiği Çukurambar Postanesi’nin kamera kayıtlarını çok geç istemiştir. PTT’den gelen yanıtta, kayıtların 3 ay sureyle saklandığı, daha sonra silindiği, mahkemenin yazısı ellerine ulaştığında ise istenen tarihin üzerinden 3 ay ve sadece birkaç gün geçmiş olması sebebiyle kamera görüntülerinin artik ellerinde olmadığı belirtilmiştir. Sadece birkaç günlük gecikme yüzünden sahte ihbarcı kimliğini gizlemeyi şimdilik başarabilmiştir. Mahkemenin silindiği iddia edilen görüntüleri kurtarmak için herhangi bir çabasının olmaması da mahkemenin de ihbarcının kimliğini saklama çabalarına ortak olduğu hissiyatını yaratmaktadır. Bu görüntülerin kurtarılması yine davayla ilgili çok önemli ve davanın seyrini değiştirebilecek delillere sahip olunacağı anlamına gelmektedir. Bunun yanı sıra ihbar maillerinin gönderildiği adreslerde ikamet eden kuruyemişçi Süleyman Saraç, ihbar mektubu yazarı Serdar Çakır ve diğer şahıslar ifadeye çağrılıp bu mailleri kimlerin gönderdiği tespit edilebilir.
  3. İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın sahte bir plan olduğunu en başından beri söylenirken, İnternet Andıcı’nın gerçek bir belge olduğu yine en başından beri kabul edilmektedir. Buna rağmen bu iki belge özellikle yandaş basınca kasıtlı olarak birbirine karıştırılmakta ve kamuoyunun her iki belgeyi gerçekmiş gibi algılamasına sebep olmaktadır. Taraf gazetesinin gecen hafta açıkladığı MGK kararları ve daha sonrasında yine ayni gazetece yayınlanan hükümet içi yazışmalar göstermiştir ki irticayla mücadele devlet politikası olarak benimsenmiş, su andaki hükümet üyelerince de bu politikalar kabul edilmiş, uygulamaya geçirilmiştir. Bu gelişmelerden sonra Internet Andıcı’nın hukuk dışı bir belge olarak değerlendirilmesi, bu belge gerekçe gösterilerek eski Genelkurmay Başkanı dahil birçok kişinin müebbet hapis cezası alması abestir, hukuksuzdur. Konuyla ilgili su detaylar gözden kaçırılmamalıdır:
    • Internet Andıcı’na konu olan siteler Dursun Çiçek Genelkurmay’a atanmadan önce kurulmuştur.
    • Sitelerin kurulması için gerekli bütçe Milli Savunma Bakanlığı’nca karşılanmıştır.
    • Sitelerin kurulması, isletilmesi için gerekli olan yazışmalar, onaylar dönemin hükümet yetkilileri ve Milli Savunma Bakanlığı dahil tüm ilgili mercilerden alınmıştır.
    • MGK kararlarının ortaya çıkış şekli de yargılama sürecinin nasıl işletildiğini göstermektedir. Bu belgeler yargılama süreçlerinde açıkça istenmiş olmasına rağmen mahkeme veya Başbakanlık tarafından gizlenmiştir.
    • Genelkurmay’ın işlettiği internet sitelerinde orijinal içerik yoktur. Bu sitelerde yayınlanan yazılar açık kaynaklardan derlenip toplanan yazılardır.
    • İrticayla mücadelenin su anki Cumhurbaşkanı, Başbakan ve hükümet üyelerince devlet politikası olarak kabul edildiğini düşünürsek bu sitelerde irticai faaliyetlere karşı haberlerin yayınlanmış olması doğaldır. O dönemde bazı YAŞ kararlarına muhalefet şerhi koyan aynı hükümet üyeleri MGK kararlarını herhangi bir şerh koymadan imzalamıştır ve bu kararların sorumluluğu altındadır.

Ortaya dökülmeye başlayan kirli çamaşırlar kaçınılmaz sonun başlangıcı. İMEP’in sahteliği er ya da geç ortaya çıkacak ve sahte belgeler üreten bu çete cezasını çekecek. Buradan bu çeteye dahil olmayan hükümet üyelerini bu çetenin ortaya çıkarılması için gerekenleri yapmaya davet ediyoruz. 14 parmak izinin sahibinin bulunması, PTT kamera kayıtlarının kurtarılarak ihbar mektuplarını gönderen kişilerin bulunup güvenilirliklerinin anlaşılması en kısa zamanda somut olarak atılabilecek adımlar. Hükümet üyelerinin bu adımları atmaması, bilakis bu adımların atılmasını engellemesi onları da bu çetenin koruyucusu, kollayıcısı durumuna düşürüyor ve siyasi olarak sorumluluğu üzerilerine daha da yıkıyor. Fethullah Gülen’in yaptığı “Sahte CD’ler caiz değildir.” açıklaması Gülen Cemaati’nin Ergenekon, Balyoz, OdaTV gibi davalardaki sorumluluğu hükümetin üzerine atmaya çalışacağını gösteriyor. Hükümetin gerçekleri ortaya çıkartmak için elini çabuk tutmamasının maliyeti ise her gecen gün artıyor.

Reklamlar

Islak İmza’yı Gerçek Bir Uzman İncelerse..

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Dursun Çiçek ile ilgili olarak, soruşturma aşamasında alınan ve çelişkileri, esiklikleri ile raporların alınması sürecindeki siyasi baskı, açıkça ve çok sayıda hukuki gerekçe ile ortaya çıkan imza raporlarının, çelişkilerini gidermek için uzmanlığı tartışılamayacak kişiler tarafından, imza ile ilgili inceleme raporu alınması talebimizi hiçbir gerekçe sunmadan bir buçuk yıldır reddetmiştir.

Ancak raporların çelişkiler barındırmadığını iddia eden iddia makamının görüşlerinin aksi yönde düşünen ve bunu bilimsel raporuna yansıtan, Adli belge inceleme uzmanı ve İstanbul Adli Yargı Adalet Komisyonu Bilirkişi Listesine kayıtlı, Yeminli Bilirkişi Y. Doç. Dr. Jale Bafra tarafından hazırlanan rapora buraya tıklayarak erişebilirsiniz.

Dr. Jale Bafra Türkiye Adli Bilimler Derneği ve Adli Belge İncelemeciler Derneği Kurucu Üyesidir. İ.Ü.Adli Tıp Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyelisidir ve Adli Belge incelemesi ile ilgili olarak çok sayıda bilimsel çalışma ve yayınlara imza atmıştır.

Bafra tarafından iki ayrı rapor hazırlanmıştır. 18.12.2011 tarihli rapor, İrtica İle Mücadele Eylem Planı isimli belgenin, son sayfasında, Dursun Çiçek adına atılı imzanın Çiçek’in eli ürünü olup olmadığının belirlenmesi ile ilgilidir. Bafra belgenin düzenlenişine ilişkin bazı tespitlerde bulunmuştur.

Dr. Jale Bafra ayrıca 14.12.2011 tarihinde hazırladığı bilirkişi mütalaasında ise soruşturma aşamasında verilmiş bilirkişi raporlarına ilişkin sorularımızı cevaplandırmıştır. Bu cevaplardan birini burada özetleyecek olursak:

İmza ve belge incelemesinde Bilirkişilik başlıklı Mart 2010 tarihli İmza inceleme uzmanı, Belge İnceleme Uzmanları Derneği Başkanı  Yalçın Çakıcı tarafından yazılan ve İstanbul Barosu Aylık Bülteninde yayınlanan makalede, ‘Adli Tıp, Kriminal Polis ve Jandarma Kriminal’de görev yapanlar önce ilgili olanda yetiştirilmek üzere asistan olarak atanarak, altı ay teorik ve uygulamalı eğitim alırlar sonrasında ise uzmanlık alanında, uzmanlar gözetiminde EN AZ 3 YIL süreyle fiilin çalıştırılırlar. Fiili çalışma süresini dolduran asistanlar için her yıl Nisan ve Ekim aylarında, en az bir hafta süreli kurs düzenlenir. Kurs bitiminde yapılan teorik sınav yapılır ve başarılı olanlara uzmanlık sertifikası verilir.’ -denilmektedir. Ancak ATK tarafından verilen raporda, rapora muhalefet şerhi koyan belge inceleme konusunda uzman doktorların dışında, rapor hazırlanmadan 1 ay önce atandıkları mahkemeye sunulan Fizik İhtisas Dairesinden gelen yazı ile belli olan 6 kişinin aslında uzmanlık olanlarının neler olduğuna bakacak olursak, Gürol BERBER’ in ADLİ TABİP, Ahmet Bülent ÖZATA’ nın SES İNCELEME UZMANI, Eyüp KANDEMİR’ in, ATK. SES VE GÖRÜNTÜLEME MERKEZİNDE GÖREVLİ UZMAN, H. Bülent ÜNER’in FİZİKÇİ- UZMANLIK ALANI BALİSTİK ve İsmail ÇAKIR’ın ise, SAHTE DEĞERLİ METAL TETKİKLERİ UZMANI olduğu anlaşılmaktadır.  Bu kişilerin, belge hakkında düzenlenen ilk rapordan sonra, bir haftalık kurs ile ADLİ BELGE İNCELEME şubesinde çalışmaya başladıkları Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından mecliste kabul edilmiştir.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, E. 2007/6-139, sayılı kararında, Somut olayda, grafoloji uzmanı olmayıp, adli tıp uzmanı olduğu saptanan kişi tarafından düzenlenen raporun bilirkişinin uzmanlık alanı ve yemininin yaptırılmamış olması dikkate alındığında hükme esas alınması hukuken olanaksızdır.” denilmektedir. Tabi ortada hukuki bir yargılama olsaydı…

 

16 Soruda Albay Dursun Çiçek Vakası


Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ve Sayın Adalet Bakanı’na Açık Mektup

Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ve Sayın Adalet Bakanı,

Mahkemelerin teknik konularda doğru karar verebilmeleri ve adaleti sağlayabilmeleri için en önemli önkoşullardan biri objektif ve bağımsız bilirkişilik hizmetlerinin sağlanmasıdır. Ancak maalesef ülkemizde Adalet Bakalığı’na bağlı olan Adli Tıp Kurumu, birinci görevi bu olmasına rağmen, sağlıklı bilirkişilik hizmetini sağlayamamaktadır.

Cumhurbaşkanlığı’nın talimatı üzerine Devlet Denetleme Kurumu’nun 01.07.2010 tarihli ve 2010/12 sayılı raporunda Adli Tıp Kurumu’nun özellikle tıp dışı alanlarda bilirkişilik görevini doğru bir şekilde yerine getiremediği ve uygulamada çok ciddi aksaklıklar yaşandığı sonucuna varılmıştır. Bu raporda,

  • Adli Tıp Kurumu’ndaki uzmanların % 72,3’ünün kurumda verilen asistan eğitimini yeterli ve başarılı bulmadıkları; asistanların %95.7’sinin kendilerini teorik ve uygulamalı eğitim alan değil, memur olarak çalıştırılan kişiler olarak gördükleri; tıp dışı alanlarda çalışanların %92.7’sinin tıp dışı alanların ciddi bir biçimde ihmal edildiğini düşündüğü;
  • Bilirkişilik görevini üstlenecek kişilerin yetkinlik düzeylerinin ölçülmesi ve değerlendirilmesini sağlayacak mekanizmaların olmadığı; kurumun hizmet verdiği tıp dışı alanlarda uzman yetiştirilmesi bakımından ülke çapında geçerli olan ciddi eksiklikler mevcut olduğu;
  • Kurum’un “bağlı kuruluş” olan hukuki statüsünün, yürütmekte olduğu bilirkişilik hizmeti dolayısıyla sahip olunması gereken “idari ve mali özerklik” niteliğini tam olarak karşılamadığı;
  • Kurum bünyesindeki Genel Kurul ve ihtisas kurullarının, çok çeşitli alanlarda uzmanlığı bulunan çok sayıda üyeden müteşekkil olduğu ve bu kurulların oylama usulü ile karar vermesinin üyelerin uzman olmadıkları konularda alınacak kararlara da katılabilmeleri sonucunu doğurduğunu; bunun konunun uzmanı olan üye/üyeler ile konu hakkında hiçbir uzmanlığı bulunmayan üyelerin görüşlerinin aynı değerde kabul edilmesine yol açtığı ve bu durumun bilirkişilik faaliyetinin özüne aykırılık teşkil ettiği;
  • Yargı organlarınca, bilimsel bir yapı olmaktan çok Adalet Bakanlığı’na bağlı idari bir organ olma hüviyeti taşıyan Adli Tıp Kurumu’na bu türden bir misyon yüklenmiş olmasının üniversiteleri devre dışı bıraktığı ve bilirkişilik müessesesinin bilimsel temellere oturtulması gereği ile çeliştiği belirtilmiştir.

Devlet Denetleme Kurulu’nun verdiği bu rapordaki aksaklıklar sebebiyle Adli Tıp Kurumu bilimsel gerçeklere dayanmayan, objektif ve bağımsız olmayan raporlar vermekte ve masum insanların mahkemeler nezdinde suçlu görünmesine sebep olmaktadır. Adli Tıp Kurumu’nun verdiği, kamuoyunu aylardır meşgul eden İrticayla Mücadele Eylem Planı isimli bir belge üzerindeki imzanın Alb. Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu sonucuna varılan rapor İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden bir davanın temel delili niteliğinde kullanılmaktadır. Verilen bu raporda Türkiye’de ve yurt dışında imza ve el yazısı incelemesi üzerine yapımış akademik çalışmalar ve elde edilmiş sonuçlar göz ardı edilmiştir. Tamamen siyasi beklentiler doğrultusunda bir rapor verilmiştir. 4 Şubat 2010 tarih ve 250/26.01.2010-5981-1029/847 no’lu bu raporun bilimsel makaleler ve gerçek uzman görüşleri doğrultusunda incelenmesiyle şu sonuçlara varılmıştır:

  • İnceleme konusu belge üzerindeki imza keçeli uçlu kalemle atılmış olmasına rağmen, karşılaştırmada kullanılan imzaların hiçbiri keçeli uçlu kalemle atılmamıştır. Karşılaştırması yapılacak imzaların aynı tip kalemle atılmış olması gerekmektedir. (bkz. Nickell, J., “Detecting Forgery: forensic investigation of documents,” The University Press of Kentucky, Lexington, Kentucky, 1995, Chap.2)
  • Keçeli kalemle atılan imzalarda baskı izi, derinlik gibi imzanın üçüncü boyutu doğrultusundaki özelliklerinin sağlıklı bir şekilde incelenmesi mümkün değildir. Keçeli kalemle atılan imzalar çok daha az bulgu verir. (bkz. Hilton, O., “Effects of Writing Instruments on Handwriting Details,” Journal of Forensic Sciences, JFSCA, Vol. 29, No. 1. Jan. 1984, pp. 80-86.) Bu sebeple keçeli kalemla atılan imzalar üzerinde yapılacak incelemeler sadece biçimsel benzerlikler bakımından yapılabilir. Adli Tıp Kurumu, 18 Haziran 2009 tarih ve 250/18.06.2009-34985-5765/4803 no’lu raporunda fotokopi üzerinden yaptığı biçimsel inceleme sonucunda inceleme konusu imzanın basit tersimli olduğu ve mukayeseye konu imzaların da basit ve hatta farklı tersim özellikleri gösterdiğinin belirtmiş ve bu raporda söz konusu imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olup olmadığına karar verilemeyeceği sonucuna varmıştır. Keçeli kalemle atılmış bir imzadan bu ilk rapordan farklı bir sonuca varılması bilimsellikten uzaktır.

Verilen raporun içeriğinin yanısıra raporun hazırlanış aşamasında da basına yansıyan bazı bilgiler Adli Tıp Kurumu’ndaki çarpıklıkları su üzerine çıkarmıştır. Normal prosedürler gereği kura yöntemiyle belirlenmesi gereken ilk bilirkişi ekibi atama yöntemi ile seçilmiştir. Yaptığımız itirazlar sonucu söz konusu belge Fizik İhtisas Dairesi Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu tarafından incelenmiş, ancak bu kurul üyelerinden üçünün ilk belge incelemesinden sonra sadece bir haftalık kursla “uzman” sıfatı kazandığı ve kurula katıldığı basına yansımıştır.  Verilen rapora muhalefet şerhi koyan üyelerin yıllarca belge inceleme uzmanı olarak çalışmış olmasına rağmen görüşlerinin bir haftalık uzmanlarla aynı değerde kabul edilmiş olması Devlet Denetleme Kurulu’nun da verdiği raporda belirttiği gibi bilirkişilik faaliyetinin özüne aykırılık teşkil etmektedir. Ayrıca Bilgi Edinme Yasası kapsamında Adli Tıp Kurumu’na bu rapor ve raporda imzası bulunan kişilerin uzmanlıklarıyla ilgili olarak sorulan sorular Kurum’ca yasal süresi içinde yanıtlanmamıştır. Konuyla ilgili Bilgi Edinme Yasası’na mualefetten Adli Tıp Kurumu’na karşı dava açılmıştır.

Yaptığı eylemlerle mahkemelere bilirkişilik hizmeti vererek hakimlere yardımcı olması gereken Adli Tıp Kurumu bu görevini yerine getirmediği gibi siyasi beklentiler doğrultusunda, bilimsellikten, objektiflikten uzak olarak verdiği raporlarla suçsuz insanların tutuklanmasına yol açmaktadır. Bu sebeple Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Adalet Bakanı Sadullah Ergin’i görevlerini yapmaya davet ediyoruz. Öncelikle, açık bir şekilde “Hastanın yararı kadar toplumun bazı kesimlerinin de düşüncelerini düşünmek zorundayız.” diyen ve bilirkişilik faaliyetlerinin özüne aykırı bir şekilde yürüyen bir dava ile ilgili basına açıklamalar yaparak adeta davanın tarafı gibi hareket eden Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce’nin görevine son verilmesini ve bir an önce Devlet Denetleme Kurulu’nun da verdiği rapor doğrultusunda Adli Tıp Kurumunun yeniden yapılandırılarak uluslararası standartlarda bilimsel gerçekler doğrultusunda, siyasetten uzak, objektif kriterler kullanarak çalışacak bir kurum haline getirilmesi için gereğinin yapılmasını bekliyoruz.

Deniz Çiçek

Adli Tıp Kurumu Mağduru