Ve karalama kampanyası yine başlar..

Dursun Çiçek’in 18 Ekim’deki bir sonraki duruşması öncesi Star ve Zaman gazeteleri yine karalama ve yargısız infaz harekatına başlamış. Buradan ve buradan erişebileceğiniz haberlerde yazılanlar gerçeklerin çarptırılmasından başka bir şey değil. Amaç bir sonraki duruşmada muhtemel tahliye kararının önüne geçmek. Açıklayalım: Haberin başlığı zaten tamamen gerçekleri çarptırmaya yönelik:

  1. Genel Kurmay’ın Dursun Çiçek’le ilgili herhangi bir itirafı yok. Islak imza’nın Dursun Çiçek’e ait olduğuna dair Genel Kurmay tarafından söylenmiş hiçbir şey yok.
  2. İmha edildi denen belgeler zaten en başından beri iddianamede de yer alan “belge imha” işlemlerinden başka bir şey değil. Ve bu iddiaların asılsızlığı da onlarca tanık ifadesi ve bilirkişi raporlarıyla saptanmış durumda. Ayrıntıları zaten ilk günlerde bu blogda paylaşmıştık. Detaylara buradan erişebilirsiniz.

Gözüken o ki  Star ve takipçisi Zaman gazeteleri her zaman yaptığını yaparak dava öncesi yargıyı engellemek için Dursun Çiçek aleyhine yayın yapmaya başladı. Bu haberde de görüldüğü üzere, eski iddiaları temcit pilavi gibi ısıtarak sanki aleyhte bir delil bulunmuş gibi haber yapan bu gazeteler açıkça yaptıkları yargısız infaz ve karalama kampanyalarına kaldıkları yerden devam ediyor.

Dursun Çiçek’in Hazırladığı İrticayla Mücadele Eylem Planı Nasıl Olurdu?

2 Temmuz 2010 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde savunmasını yapan Dursun Çiçek mahkemede “İrticayla Mücadele Eylem Planı”nı askeri yazışma usüllerine göre hazırlasaydı planın nasıl olacağını gösterdi.

Plandaki siyah renkli yazılar sahte planda bulunan kelimeler. Kırmızı renkte olanlar TSK yazışmalarında kesinlikle kullanılmayan kelimeler, mavi renkte olanlar ise sahte planda bulunmayan ancak TSK’da hazırlanan herhangi bir yazışmada olması gereken ilaveler.

İrticayla Mücadele Eylem Planı

Diğer Deliller

Her ne kadar savcılar yasal olarak Dursun Çiçek lehinde delilleri de toplamakla yükümlüyse de sayın savcılar bu delilleri toplamamakla kalmayıp, ellerindeki raporlardan da sadece aleyhte delil olabilecekleri iddianamede kullanmışlardır. Dursun Çiçek’in suçsuzluğunun ispatında kullanılabilecek bazı dellilleri biz buradan kamuoyuyla paylaşıyoruz:

  1. Parmak izi: Yoğun çaba ve ısrarla verilen dilekçeler sonucu Jandarma Kriminal Laboratuarı’nca verilen 06.04.2010 tarih ve 2010/459 sayılı raporla İrticayla Mücadele Eylem Planı’nda bulunan parmak izlerinin ne Dursun Çiçek’e ne de ofisinde bulunduğu iddia edilen Avukat Serdar Öztürk’e ait olmadığı kanıtlanmıştır.
  2. Yazıcılar: Jandarma Kriminal Laboratuarı’nın 16.03.2010 tarihli raporunda İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nın çıktısının Bilgi Destek Dairesi’ndeki yazıcılardan herhangi birinden alınmadığını ortaya koymaktadır.
  3. Askeri bilirkişi raporu: Askeri Savcılık’ın soruşturması sırasında incelettiği İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın askeri yazım tekniklerine uygun olmaması, muhteviyatında askeri terminolojiye yabancı bazı terim ve ifadelerin bulunması, Doktor ve Kıdemli ifadelerinin kullanılmasının yasak olmasına rağmen bu belgede yer alması, incelenen belgenin 3. maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendinin (a) küçük bendinin üçüncü kısmında yer alan “Fettullah Gülen’ciler gemi azıya aldılar, doğrudan TSK’ya saldırıyorlar” “Pes doğrusu biz de Elhamdülillah Müslüman’ız ama FG’ciler resmen TSK’ya saldırmak için provokasyon yapıyorlar” şeklindeki ifadelerin askeri yazım teknikleri ve gelenekleri içerisinde kullanılmasının olağan olmaması, sebepleriyle, imza taklidi yoluyla üretilmiş olabileceğini ima eden kanaat belirtilmiştir.

Erzincan Seyahati

Gizli tanık ifadelerine dayanarak iddia edilen Dursun Çiçek’in bu planı uygulamaya koymak için Erzincan’a gittiği tamamen gerçek dışıdır ve bu iddiaların yalan olduğunun ispatı çok kolaydır:

  1. Dursun Çiçek’in Erzincan’a gittiğinde kaldığı iddia edilen ve savcılarca delil olarak faturası gösterilen Konak Mazlum Oteli’nde kalmadığı, gerçekten Erzincan ilindeki bu otelde kalan, Dursun Çiçek isimli vatandaşın medyaya beyanat vermesiyle ortaya çıkmıştır. Konak Mazlum Oteli’ne ait kayıtta yer alan Dursun Çiçek, kayıtlardaki kişinin Albay Dursun Çiçek değil kendisi olduğunu hatta faturada bir altta ismi geçen kişinin ortağı olduğunu, ortağıyla birlikte ticari amaçlarla Erzincan ilinde bulunduklarını belirtmiştir.
  2. Askeri Savcılık İddianamesinde Dursun Çiçek’in, Erzincan iline gidip gitmediği, plan gerçekse dahi uygulanıp uygulanmadığı hususunda aşağıdaki tespitlerde bulunmuştur. Gizli tanık Efe, Dursun Çiçek’in 2009 yılı Ocak veya Şubat ayında 3 üncü Ordu Komutanlığındaki seminere katıldığını ve 2009 yılında yapılan yerel seçimlerden 15-20 gün önce (7,8,9,10,11,12,13,14,15 Mart tarihlerinde) veya 15 gün sonra (13,14,15 Nisan tarihlerinde) Dursun Çiçek’i Erzincan Orduevinde Başsavcı ve birkaç rütbeli subayla kahvaltı yaparken gördügünü, beyan etmiştir. Gizli tanık Munzur ise, 10.12.2009 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından düzenlenen tutanakta gösterilen fotoğrafından tanıdığı Dursun Çiçek’in “2009 yılı Nisan ve Mayıs aylarında Erzincan’a geldiğini” beyan etmişken, 21.12.2009 tarihinde yine Cumhuriyet Savcısı tarafından düzenlenen ikinci tutanakta “.. Ergun Saygun, Dursun Çiçek ve diğer komutanların Erzincan’a geldiklerinde havanın kış aylarında olduğunu, 29 Mart seçimlerinden önce olduğun ancak tarihini tam olarak hatırlamadığını, ifadesindeki Nisan-Mayıs aylarını, Ocak-Şubat ayları olarak düzeltmek istediğini” beyan etmiştir. Bu iki gizli tanığın beyanlarına göre, şüpheli Dursun Çiçek’in 2009 yılı Ocak veya Şubat aylarında Erzincan’a geldiği, 3 üncü Ordu Komutanlığındaki Plan Seminerine katıldığı, ayrıca 29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinden 15-20 gün önce veya 15 gün sonra Erzincan’a tekrar geldiği, bu gelişinde Başsavcı ile birlikte Orduevinde sabah kahvaltısı ettiği iddia edilmekte ise de; Dursun Çiçek’in izinlerine ilişkin yazılar ve izin belgeleri, Genelkurmay ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karargahına giriş çıkış kayıtları, kullandığı 0 532 445 XX XX cep telefonuna ait iletişim kayıtları (HTS kayıtları) baz istasyon bilgileri, Türk Hava Yollarının Dursun Çiçek ile ilgili cevabi yazısı, Kara Kuvvetleri Komutanlığının 3 üncü Ordu Komutanlığında 13-14 Ocak 2009 tarihlerinde düzenlenen İç Güvenlik Seminerine Albay Çiçek’in katılmadığına ilişkin cevabi yazısı birlikte incelenep değerlendirildiğinde, Dursun Çiçek’in 2009 yılında iddia edilen tarihlerde ve bu tarihler dışında herhangi bir tarihte Erzincan’a gitmediği, Erzincan Orduevinde veya başka bir yerde konaklamadığı sabittir. (Erzincan’a herhangi bir askeri hava aracıyla gitmediğine dair rapor. Erzincan Orduevinde kalmadığına dair yazı. O dönemde izinlerini ve diğer görevlerini gösteren raporlar.)

İddianamedeki Çarpıklıklar

İddianamede çarptırılan gerçekleri daha önce “Çarptırılmış Gerçekler – 1 Belge İmhası” ve “Çarptırılmış Gerçekler – 2 Bilgisayarların Silinmesi” başlıklı yazılarda belirtmiştik. Bunlara birkaçını daha ekleyelim:

  1. Şüpheli “Dursun Çiçek” ifadesinde, Mustafa Levent Göktaş’ı tanıdığını ve irtibati olduğu şeklindeki beyanı  ve şüphelinin Abdullah isimli şahıs arasında geçen 21.06.2009 tarihli görüşmede konuşulanlar, her iki şüpheli arasındaki irtibati doğrulamaktadır.” Bu itham en uygun bir tabirle uydurmadır. Dursun Çiçek, Levent Göktaş ile Harp Okulu’ndan sınıf arkadaşı olduklarini söylemiş ve okuldan ayrıldıktan sonra bir dönem ilişkisinin olmadığını belirtmiş. Dursun Çiçek’in ağzından çıkmayan ve tutanaklarda yer almayan hususların kendisine izafe edilerek iddianamede yer alması savcıların amaçlarını ve bu amaçları doğrultusunda yapabileceklerini göstermesi açısından önemlidir. Yine Abdullah isimli şahsın sadece “Levente yapılanlarla sana yapılanlar iki önemli kurumda iki hemşehri” demesinden ve Dursun Çiçek’in “evet evet” şeklinde cevap vermesinden Dursun Çiçek ve Levent Göktaş’in irtibatli olduklari sonucuna varılamayacağı aşikardır.
  2. Saygılarımla arz ederim şeklinde ibare ile biten mektubun ekinde, şüpheli Dursun  Çiçek imzalı internet siteleri konulu andıç ile günlük takip edilen Türkçe yayın yapan internet siteleri…” İddianamenin 64. sayfasında aynen yer alan bu ifadeyle sayın Savcılar, yapılan iftira ve karalama çalışmalarına sessiz kalmak bir yana dursun, bu iftiraları sanki gerçekmiş gibi iddianamelerinde yer vererek güç kazandırmışlardır. İhbarcı bile  internet andıcının altında imza bulunmamasının sebeplerini uydurmaya çalışırken, savcılar iddianamede olmayan bu imzayı varmış gibi göstermekten çekinmemiştir.
  3. Şüpheli Dursun Çiçek’in orgütün amaçları ve talimati doğrultusunda hazırlamış olduğu İrticayla Mücadele Eylem Planı başlıklı belgede yer alan planlanın uygulamaya konulması aşamasını denetlemek ve bu planları uygulayan şahıslarla gorüşerek onları yönlendirmek üzere Erzincan iline gittiği anlaşılmıstır.” Bu konudaki iddiaların ve gizli tanık ifadelerinin asılsızlığının ispatı için “Erzincan Seyahati” başlıklı yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Çarptırılmış Gerçekler 2 – Bilgisayarların silinmesi

Savcıların tanık ifadeleriyle de doğrulandığını belirttikleri bir diğer iddia olan bilgisayarların hafızalarının silinmesiyle ilgili tanık ifadelerine bakalım. Tanıklardan Ziya İlker Göktaş, Meltem Ağırgün, Hulusi Gülbahar, Osman Gürbüz, Ahmet Bozkuş, İhsan Yıldırım ve Burhan Çetin Basan sadece dairelerindeki bilgisayarları inceleme için ilgili dairelere gönderdiklerini ve\veya bu taşıma işini yaptıklarını belirtmiş. Bilgisayar silme işlemiyle ilgili iki tanığın ifadesi ise şöyle:

  • Tanık Uğur Berksun: ” 13.07.2007 tarihinde Genelkurmay 2. Başkanının özel sekreteri olarak göreve başladığını, 21.08.2008 tarihinde bu görevden ayrıldıgını, görevden ayrılması sebebiyle bir yıl boyunca kendi sorumluluğunda bulunan 7 bilgisayarda yer alan bilgileri de 2008 yılı Ağustos ayının 3. haftasında sildirdigini, bu işlemlerin rutin olarak yapıldığını, bilgisayarda yaptiği çalışmaların tamamının daire ile ilgili işler olduğunu, daha ziyade toplantı ve yurt dışı gezilerine ilişkin konuşma metinlerinin bilgisayarda bulunduğunu”
  • Tanık Erhan Sakallı: ” 2008 yılının Ağustos ayında şube müdürlerinin talimatiyla Albay Uğur Berksun’un makam odasına gittiği, Genelkurmay 2. Başkanlığı’na ait 7 adet bilgisayarın geri döndürülemeyecek şekilde hafizasinı sildiklerini, ihbarda geçen bilgisayarların bu bilgisayar olduğunu, ihbarda ismi geçen Rıfat Sülük ve Kazım Bozkurt’un bu işlemler sırasında yanında olmadıgını, Bilgi Destek Daire Başkanlığı’na ait bilgisayarların formatlandığını duymadığını ve böyle bir işleme katılmadığını ifadesinde belirtmiştir.”

Savcıların iddiasının tam aksine tanık ifadelerinden de anlaşılacağı gibi ihbar mektubunda yapıldığı iddia edilen bilgisayar silme işlemleri İrtica ile Mücadele Eylem Planının basında ortaya çıkmasından sonra değil, Ağustos 2008 yılında, rutin işlemler dahilinde yapılmıştır. İhbar mektubunda BİM numaraları verilenler bu bilgisayarlardır.

17.06.2009 tarihi itibariyle başka bir birimde görevlendirilerek ayrılan Dursun Çiçek ifadelerde yer alan diğer bilgisayar silinmesi işlemlerinin de hiçbirinin müsebbibi ve mesulü değildir. Söz konusu işlemler 17.06.2009 tarihinden sonra icra edilmiştir. Bu tarihten önce bilgisayarlara yapılan işlemler Askeri Savclık makamı tarafından yaptırılan bilirkişi ve keşif işlemleridir. Haberin yayınlandığı 12.06.2009 tarihinde Nöbetçi Subaylığı tarafından bilgisayarların açılmaması yönünde verilen talimata herkes tarafından uyulmuş, aynı gün Genel Kurmay Başkanı Vekili Işık Koşaner tarafından verilen soruşturma talebi neticesinde Askeri Savcılık tarafından ilgili birime gelinerek bilgisayarlarda “İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın” izi taranmıştır. Kullandıkları bilgisayarları teslim ettiklerini belirten tanık ifadelerinde teslim edilen bu bilgisayarlar bu bilirkişi ve keşif işlemlerinin yapıldığı bilgisayarlardır.

Çarptırılmış Gerçekler 1 – Belge imhası

Savcıların hazırladığı iddianamenin “Delillerin ve Hukuki Durumun Değerlendirilmesi” bölümü yakından inceleyelım:

Bu konuda gönderilen ihbar mektubundaki hususları tamamen doğrulayacak biçimde alınan tanık beyanlarından da anlasılacaği gibi; söz konusu belgenin bir gazetede yayimlanmasina müteakip Genelkurmay karargahında süphelinin gorev yaptigi biriminde acele bir sekilde ve gece sabaha kadar sürecek çalışmalarla delil değerinde olabilecek tüm belgelerin imha edilmesi ve bununla da yetinilmeyerek kullanılan bilgisayarların tamamının hafizalaraının silinmesi ve hatta bu konunun adeta bir seferberlik çalışmasi içinde ve elbirliğiyle yapılması dikkat çekici bir husustur. Süphelinin imzasini değiştirmesi ve belgenin gazetede yayınlanmasından sonra yapılan delil imha işleminin ne anlama geldiği herkes tarafindan değerlendirilebilecek açiklıkta bir konudur.

Şimdi savcıların delil niteliğinde olabilecek tüm belgelierin imha edildiği çıkarımını yaptığı tanık ifadelerinde bakalım:

  • Tanık Ziya İlker Göktaş: “19 Haziran 2009 günü şubeye geldiginde şubedeki işe yaramayan eski belgelerin toparlanip arşive konulmasının söylendiğini, ancak kendisinin Ocak ayında bu işleri yapması nedeniyle sadece gazete özetleri ve basın bültenleri kırpma makinesine koyup imha ettigini … normal prosedüre göre evrak imha işlemlerinin Ocak ayında yapıldıgını, imha edilen evrakların isimlerinin arşiv tutanaklarına yazıldıgının, 19 Haziran 2009 tarihinde kendi şubesinin herhangi bir imha işlemini yapmamasi nedeniyle bu hususta tutanak tanzim edilmedigini”
  • Tanık Meltem Ağırgün: “İrticayla Mücadele Eylem Planı isimli belgenin basında yer almasından sonra eski dokümanlarını imha ettigini”
  • Tanık Hakan Kaya: “eski dergiler ile basın özetlerinin tamamını kağıt imha makinelerine gönderdiğini”
  • Tanık Nuri Yıldırım: ” günlük şubelerin çalışması sonucu ortaya çıkan karalama kağıdı veya yanlış yazılmış olması sebebiyle kullanılmayan bir kısım kağıtların poşetler halinde koridorda olduğunu gördüğünü”
  • Tanık Cemal Gökçeoğlu: “İrticayla Mücadele Eylem Planının basında yer almasından sonra daire başkanı tarafindan kontrol yapılacağını ve bu nedenle kayıtsız evrakın bulundurulmaması gerektiğini kendilerine bildirildiğini ve verilen emir gereğince imha işlemlerinin 19- 20 Haziran 2009 tarihlerinde yapıldığını, kırpılan evrakların torbalar içerisinde atık kağıt birimine teslim edildiğini”
  • Tanık Hulusi Gülbahar: ” 19 Haziran günü başkanları olan Mustafa Bakıcı’nın emri ile kayıtsız evrakların imhası amacıyla gece mesaisine geldiğini, şubesinde kayıtsız evrak olmamasına rağmen dolaplarda eski tarihlerden kalmış gezi raporları, dergiler ve gazete haberleri gibi lüzumsuz evrakların tamamının kaldırttığını ve bir kısmını imha merkezine gönderdiğini”
  • Tanık Fatih Karacaer: “evrak kırpma makinesinde bir takım evrakların imha edildiğine şahit olduğunu”
  • Tanık Cüneyt Alkan: “yoğun olarak evrak kırpma olayının başladığını, bütün sivil memurları topladıklarını ve evrak imha edileceğini söylediklerini”

Belge imhasıyla ilgili olan bütün bu tanık ifadelerine baktığımızda savcıların iddianamede belirttiği gibi delil niteliği olabilecek belgelerin değil, kayıt altına alınmayan eski dergi ve gazete haberleri, gezi notlari, karalama kağıtları gibi dokümanların imha edildiği açıkca görülmektedir. Önemli ikinci ayrıntı ise tüm tanık ifadelerinde de belirtildiği gibi bu işlemlerin 19-20 Haziran 2009 tarihlerinde yapılmış olduğudur. Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Daire Başkanlığı’ndaki görevinden 17 Haziran 2009 tarihi itibariyle başka bir birime görevlendirilerek ayrılan Dursun Çiçek ifadelerde yer alan imha işlemlerinin (gereksiz kağıtların imhası bile olsa) hiçbirinin müsebbibi ve mesulü değildir.