Star Gazetesi son sürat devam.. Neye olduğu malumunuz..

Star gazetesi’nin yaptığı, habercilik dışında her şekilde adlandırılabilecek faaliyetlere bir yenisi daha eklendi.

Buraya tıklayarak erişebileceğiniz haberde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Genelkurmay’a Dursun Çiçek’in Eskişehir’e askeri hava aracıyla gidip gitmediğini sorduğunu; Genelkurmay’ın ise kayıtların silindiği yönünde cevap verdiği iddia ediliyor.

Bakın 18 ay önce aynı sorunun Genelkurmay’a sorulması üzerine verilen cevaplar neymiş. Belgelere buradan erişebilirsiniz.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi artık yapabilecekleri bir şey kalmadığı ve “Islak İmza Davası” ellerinde patladığı için daha önce sorduğu soruları kurumlara tekrar soruyor. Kurumların daha önce verdikleri cevapları verememesi üzerine ise yandaş basın daha önceki cevapları hiçe sayarak karalama kampanyasına devam ediyor. Yaşanan özetle budur.

Reklamlar

Dursun Çiçek 2 Temmuz 2010’da Ne Demiş?

Son birkaç gündür Alb. Dursun Çiçek’in “İnternet Andıcı”nın gerçekliğini “itiraf” ettiği haberleri tüm medyada yer alıyor. Aslında yeni herhangi bir şey söylenmemiş olmasına rağmen İnternet Andıcı iddianamesinin mahkemece kabul edildiği ve Yüksek Askeri Şura’nın devam ettiği bu günlerde yapılan bu haberlerin sebebini, altında yatan asıl amacı anlamak çok da zor değil.

Aşağıya Dursun Çiçek’in 2 Temmuz 2010 tarihinde Silivri’deki İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde yaptığı savunmanın bir kısmını aynen; hiç değiştirmeden koyuyoruz. Duruşma tutanağının tamamına buradan erişebilirsiniz. Buraya kopyaladığım kısım 19. sayfadan başlıyor.

Şimdi Genelkurmayın bir yasal hizmeti başbakan talimat vermiş açıkladılar Andıç çıktı. Üstünde en az 15 tane paraf var bir tane de imza var kimin imzası? Yüzbaşı Murat Ustakılıç sitelerin alt yapısına o bakıyor. Başka destek şubenin personeli, bunu Sayın savcı görmek istemiyor. Orda sadece o 15 tane ikinci başkan genelkurmay başkanı dahil olan parafların içinde bir tane Dursun Çiçek’in bir parafı var. Dursun Çiçek imzalı internet Andıcı diye yazıyor. Be insaf bu kadar olmaz ki bu kadarda insan suçlanmaz bu kadar peşin hükümlü yargısız infaz olmaz ki? Ya önünde duruyor belge Dursun Çiçek’in parafı var orda imzası başkasının gördüğünü yaz bari. Orda gördüğünü yaz ve gerçek belge Genelkurmayda kabul etti. İhaleye çıkıyor Ortadoğu bilişim hizmetleri ihaleyi alıyor internet alt yapısını kuruyor. MSB’ye sormuş almıştır cevabını yasal bir görev diye Nisanda sormuş ama yok çünkü komploya uymuyor bunlar Dursun Çiçek’i suçlayıcı değil. Şimdi ihaleyle bir hizmet alınıyor bunun üzerine internet siteleri kuruluyor. Bizim şubenin de internet sitesi var hiç birisi geçmiyor burada gurbetçiler diye, Türkses diye, İngilizce, Fransızca, almanca yayın yapan Türkiye’nin çıkarlarını koruyan Türkiye’nin milli sorunlarını okuyucuyu bilgilendirmeyi amaçlayan hiç birisinin ismi yok. Esas benim şube müdürü olduğum birimin siteleri bunlar niye yok. Çünkü iddianameyi desteklemiyor komployu desteklemiyor. Bunların bu bilgilerin Sayın savcımızda olduğunu sanmıyorum hepsi var çünkü ifadelerimizde var. Kredi kartı ile ödenen internet parası, İlker Ziya Göktaş kredi kartı numarası var dün okundu. Bu nasıl yasadışı faaliyet olur ki. Suç bulamadık, Genelkurmayda yapılanma değiştirilmiş işte böyle saat gibi çalışan birim bu iftiralar yüzünden çalışamaz hale getirilmiş. Bu siteler ne için kurulmuş, Türkiye’nin dış sorunları sorunlarımızın anlatılması için ya bu kimin lehine yani? Sayın Haşıloğlu yani bu yapılmazsa bu görev yapılmazsa kim zarar görür. Dursun Çiçek zarar görmez ki Genelkurmay Başkanı da zarar görmez işte emekliliği geldi emekli olacak. Bu işler geçici biz bugün varız yarın yokuz. Yani bu işi stop ettirirsen bu işi darbelersen kim zarar görür? milletimiz zarar görür, devlet zarar görür. Türkiye’nin çıkarları zarar görür, Ermeni iddiaları haklılık kazanır. Pontus çalışmaları yapıyoruz bir tane Yunan vatandaşı 98 kere geliyor oraya, horon tepiyor mesajlarını veriyor geri gidiyor. Bunu kimse takip etmezse bu nosyonu olmayan benim valimin vali yardımcımın haberi yoksa ne olacak. İşte okuyorum son altı ay diye bir kitap okuyorum. Atatürk’ün Kasım 1918’de Samsun’a çıkmadan 19 Mayıs 1919 arasındaki dönemi. İşgal devletleri gelmiş her taraf işgal edilmiş ülkesini milletini sevenler tutuklanıyor, kim tutukluyor yine bizim hâkimlerimiz bizim kadılarımız tutukluyor. Niye vesayet altındaki baskı altındaki kadılarımız tutukluyor. Önce siyasete baskı yapıyorlar sadrazama, padişaha baskı yapıyorlar o da kamu görevlisine baskı yapıyor tutuklanıyor sonra Malta’ya sürgün.  Ne yapıyor sonra dönüp iki yıl sonra milli mücadelede Atatürk’le beraber bu ülkenin kurtuluşuna destek oluyor. Boğazlayan kaymakamı, Ermeni iddiaları nedeniyle idam ediliyor. Bunun bir açıklaması var, sizinle paylaşmak istiyorum 33 yaşında idam ediliyor. Ben bir Türk memuruyum bende bir Türk memuruyum bana ne görev verildiyse onu yapıyorum evet bana ne görev verildiyse onu yapıyorum. Yabancı kuvvetlere yaranmak için beni asıyorlar o zaman idam var şimdi yok beni şimdi idam gibi müebbet hapisle yargılıyorsunuz. Eğer adalet buysa kahrolsun böyle adalet. Söylenme tarihi 10 Nisan 1919.  Çocuklarımı asıl Türk milletine emanet ediyorum idam sehpasında son sözü bu. Bu kahraman millet elbette onlara bakacaktır vatan uğrunda cephede ölen bir insan gibi şehit gidiyorum, Allah vatana millete zeval vermesin. Geçen sene Mart ayı Genelkurmay Askeri mahkemesinde disiplin mahkemesinde başkanım. Bir kurmay binbaşıyı yargılıyoruz işte gazeteye bir belgenin sızmasından dolayı orda da mutlaka Malatya’daki ikinci ordunun soruşturma dosyasından gitmiştir yani çünkü bilgiler çok net bilgiler komutanım dedi Güneydoğu da görev yapıyor. Yani bu suçtan yargılanacağıma şehit olsam daha iyidir. Evet, bende aynı şeyi söylüyorum. Keşke Güneydoğuda şehit olsaydım ve bu anları yaşamasaydım.

Hurriyet Pazar’da Faruk Bildirici’den İrem Çiçek portresi..

24 Nisan 2011 tarihli Hürriyet Pazar ekinde yayınlanan İrem Çiçek portresine buradan erişebilirsiniz.

ALBAY, İŞADAMI, İŞÇİ, YOLCU!

Islak İmza davasının bugünkü duruşmasında Ergenekon savcılarının tertip ve skandalları ortaya döküldü. Albay Dursun Çiçek, hakkındaki soruşturmanın ne zaman başlatıldığını ve belge operasyonun ne zaman planlandığını anlattı.

Islak imzalı davasının 14. duruşması Mahkeme Başkanı Köksal Şengün’ün dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’ndan gönderilmediği hatırlatmasıyla başladı. Ardından sanık ve vekillerinin taleplerine geçildi. Duruşmada tutuklu sanıklar dava sürecinde yaşanan hukuk skandallarını belgeleriyle ortaya koydular. Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek, iddia makamının “İrticayla Mücadele Eylem Planı” başlıklı belgenin Taraf gazetesinde yayımlanmasından sonra hakkında soruşturma başlatıldığı iddiasını yalanladı. Albay Dursun Çiçek hakkındaki soruşturmanın, Taraf’ın 12 Haziran 2009 tarihli yayınından 3 ay önce başlatıldığını belgeledi.

Albay Çiçek, 9 Mart 2009 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararla telefonlarının 6 ay süreyle dinlendiğini söyledi. Mahkeme 6 ay süreyle Dursun Çiçek’i dinlemişti. Ancak dinlenen Dursun Çiçek, Albay değildi. Dinlenen Dursun Çiçek Ankara’da bir inşaat işçisiydi. Mahkeme 6 ay boyunca Albay Dursun Çiçek diye başka bir kişiyi dinlediği ortaya çıktı. Albay Çiçek bu durumu “hukuk cinayeti” olarak nitelendirdi ve “’Türkiye’de bir Dursun Çiçek avı başlatıldı’” dedi.

Albay Çiçek’in avukatı İrem Çiçek işadamı, işçi, yolcu ve albay olmak üzere toplam 4 Dursun Çiçek’in davaya konu olduğunu ifade etti. Birinci Dursun Çiçek Erzincan’da Konak Mazlum Otel’de kalan işadamı olan Dursun Çiçek.

İkinci Dursun Çiçek, Ankara’da yaşayan bir inşaat işçisi. Üçüncü Dursun Çiçek, ise bir yolcu.

Avukat İrem Çiçek mahkemenin 18.04.2004 tarihinde bilet alan bir başka Dursun Çiçek’in de peşine düştüğünü söyledi ancak bu kişinin de Albay Dursun Çiçek olmadığını belirtti. Avukat İrem Çiçek, mahkemeye “tahliye için daha kaç Dursun Çiçek gereklidir” diye sordu.

İddianamedeki bir yalan daha Gazi Üsteğmen Serdar Öztürk tarafından ortaya çıkarıldı. Ergenekon savcılarının, “Serdar Öztürk’e ait” dedikleri telefon numarasının başka bir Serdar Öztürk’e ait olduğunu anlaşıldı.

(Ulusal Kanal)

Ve karalama kampanyası yine başlar..

Dursun Çiçek’in 18 Ekim’deki bir sonraki duruşması öncesi Star ve Zaman gazeteleri yine karalama ve yargısız infaz harekatına başlamış. Buradan ve buradan erişebileceğiniz haberlerde yazılanlar gerçeklerin çarptırılmasından başka bir şey değil. Amaç bir sonraki duruşmada muhtemel tahliye kararının önüne geçmek. Açıklayalım: Haberin başlığı zaten tamamen gerçekleri çarptırmaya yönelik:

  1. Genel Kurmay’ın Dursun Çiçek’le ilgili herhangi bir itirafı yok. Islak imza’nın Dursun Çiçek’e ait olduğuna dair Genel Kurmay tarafından söylenmiş hiçbir şey yok.
  2. İmha edildi denen belgeler zaten en başından beri iddianamede de yer alan “belge imha” işlemlerinden başka bir şey değil. Ve bu iddiaların asılsızlığı da onlarca tanık ifadesi ve bilirkişi raporlarıyla saptanmış durumda. Ayrıntıları zaten ilk günlerde bu blogda paylaşmıştık. Detaylara buradan erişebilirsiniz.

Gözüken o ki  Star ve takipçisi Zaman gazeteleri her zaman yaptığını yaparak dava öncesi yargıyı engellemek için Dursun Çiçek aleyhine yayın yapmaya başladı. Bu haberde de görüldüğü üzere, eski iddiaları temcit pilavi gibi ısıtarak sanki aleyhte bir delil bulunmuş gibi haber yapan bu gazeteler açıkça yaptıkları yargısız infaz ve karalama kampanyalarına kaldıkları yerden devam ediyor.

Odatv’nin Dursun Çiçek ile dolaylı röportajı

Haberin tamamına buradan erişebilirsiniz.

… Şartlar ortada. Buna rağmen şansımızı deneyip, Kurmay Albay Çiçek’i konuşturalım istedik. Ancak röportaj girişimimiz yine “muvazzaflık”engeline çarptı. Sorularımızı da doğrudan Albay Çiçek değil, ama onun adına artık kamuoyunun yakından tanıdığı kızı İrem Çiçek cevaplandırmak zorunda kaldı.

Soru – cevap faslından önce, İrem Çiçek’in aktardığı bugünün Türkiye tablosuna ilişkin şu çarpıcı tespitle işe başlayalım:

“Ülkemiz hukukun hukuksuzluk için alet edildiği, biat kültürüne zorlanan insanlardan direnenlerin tutuklanma baskısı ile teslim olmaya zorlandığı, 1919 dönemini yaşıyor. İngilizlerin dış baskısı, padişah ve sadrazamın teslimiyetçi ve işbirlikçi yönetim anlayışı ile o günlerde Türk Subayları ve genelde Türk aydınları bir gecede tutuklanır, Malta’ya sürülürdü. O zaman düşman ve dost belli idi. Ama şimdi içimizde ve onları ayırmak o kadar kolay değil. O zaman iletişim ve medya bu kadar etkin değildi. Şimdi çok etkin. Mütareke basınının yapamadığını, yandaş medya bir ibadet vecdi içinde yerine getirmek için gece-gündüz çalışıyor. Cumhuriyetin bir asırlık değerleri eriyor, yetişmiş insanları iki duvar arasına mahkum ediliyor, Ülkenin birlik ve dirliği için canı ve kanı pahasına mücadele eden, terörle mücadelede ön saflarda kahramanca görev yapmış askerler ve halen görev yapanlar, bu ülkenin yargıcı olduğu söylenen hakimler tarafından tutuklanıyor. Türk toplumunun beyni yıkanarak, asker düşmanı olmaya zorlanıyor. Cumhuriyet Savcıları, siyasi savcılar haline gelmiş. Masum insanların aylarca tutuklanması için küçük bir siyasi işaret yeterli. Tarafsız ve bağımsız yargının bazı birimleri teslim alınmış. Yüksek yargının teslim alınmasına yönelik referandum sürecini de ibretle izliyoruz. ‘Bir siyasi partiyi ve cemaati bitirme planı, millete komplo planı ve irtica ile mücadele planı’ olarak pazarlanan sahte plan, cemaati ve irticayı koruma ve kollama planı olarak uygulanıyor. ‘Millete komplo planı’, askere ve yargıya komplo planı olarak acımasızca uygulanıyor. Ümitsiz olmak için neden çok. Ama bize mücadele yakışır. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 1919 tarihinde yaptığı gibi. Temel hak ve hürriyetlerimiz ayaklar altında. Ama Türk Milletinin aydınlanmasına ve gerçekleri görmesine hizmet edecekse helal olsun. Ama bir işe yaramayacaksa yazıklar olsun.”

Şimdi sıra soru ve yanıtlarda:

– Yargılanmanız, TSK’dan ihraç edilmeniz için kampanya yürüten birileri dava başladıktan sonra sizi “Bu davanın Dreyfus’u” ilan etti. Bu benzetmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dursun Çiçek olsa olsa komplo ve tertiplerin hedefi haline gelen TSK’nin Dreyfus’u olabilir. Yani önce yargısız infazla, suçsuzluk karinesi ve insan haklarını haince ihlal edeceksin, sonra masum olabileceğini savunacaksın. Bu yandaş medyanın ne kadar hain ve insanlık dışı bir yayın politikası izlediğini ve bir merkezden yönetildiğini gösteren somut bir örnekten başka bir şey değil.

– Aynı kesimden bir isim, Mümtaz’er Türköne, “Aslında başından beri sizi kendisine çok yakın bulduğunu” açıkladı. Bu “yakınlıktan” kast edilen sizce ne olabilir? Mesela duruşmada, kız kardeşlerinizin türbanlı olduğunu açıklamanız, bu yakınlıkta etkili olmuş mudur? Sizce birilerine yakınlık veya uzaklığın ölçüsü türban olabilir mi?

Başörtüsü bizim kültürümüzün bir parçası. Adı geçen kişi, daha önce Dursun Çiçek’le ilgili olarak yaptığı haksız yayınlarından sonra sanırım komplonun ne kadar açık ve haince olduğunu anlamış olabilir. Bu davada beraat çıkacağını gördüğü için böyle bir tavır değişikliğine girmiş olabilir. Zaten baştan beri ifade ettik. Asıl hedef TSK ve milletin gönlündeki, milli kültürümüzdeki asker sevgisini aşındırmak. Bu amaca hizmet eden her yol, söz konusu kesimler için mubah. Onlardan dürüstlük, tutarlılık beklemenin hiçbir anlamı yok.

– Söz konusu kesimlerin TSK, daha doğrusu üstleriniz aleyhine ifade vermenizi, “Bana bu belgeyi şu şu yazdırdı” demenizi beklediği anlaşılıyor. Bu beklentiyi karşılayacak mısınız?

Bırakın öyle 3-5 ay tutuklanmayı, idama mahkum etseler de her zaman doğruyu söylemeye ve gerçekleri milletimize anlatmaya devam edeceğiz. Sahte planı ve taklit imzaları, üzerindeki üniformayı subay üniforması zanneden hainlerin kurduğu tuzakları, gücümüz yettiğince halkımıza anlatmaya, bu yolda her türlü mücadeleye destek vermeye devam edeceğiz. Bizden yalan ve iftira içinde olmamızı bekleyenler daha çok beklerler. Ama yazılan senaryoları ve kurulan tuzakları ülkemizin insanlarına anlatmak için gerekli hazırlıkları yaptık. Bize şimdi gerekli olan tek şey, sadece aklı ve vicdanı hür Cumhuriyetin gerçek savcıları ve hakimleri. Tarafsız ve bağımsız bir yargı ve anlattıklarımızı milletimize çarpıtmadan aktaracak bir medya.

– Bu dönemde siz ve aileniz maddi, manevi ve hukuki yönden TSK komuta kademesinden beklediğiniz desteği gördünüz mü?

Destekten hiç şüphe duymadık. Çünkü gerçekleri ve komploları çok iyi biliyorlar. Devletin kurumları arasındaki çatışmanın ülkeye ve millete zarar vereceğini düşünüyorlar. O yüzden bizim maruz kaldığımız haksızlıkları, ülkenin doğruyu bulması ve yargının güçlenmesi için karşılamaya çalışıyorlar. Aynı beklentinin siyasi kanattan gelmemesi sorunun temel kaynağı. O tarafta devlet adamlığı yaklaşımı yok. Basit ve çıkarcı bir ilkel yaklaşım var, bilek güreşine zorlama var. Bu tuzağa düşmek milleti kamplara bölebilir, iç çatışma ortamı yaratmanın kapısını sonuna kadar açabilir. Çok dikkatli olmak zorundayız. Ama temel sıkıntı askeri yargıda. Anayasal yetki ve sorumluluklarının gereğini yapmıyorlar. Yoğun saldırılar karşısında bir şüphe dönemi oldu. Her şeyin düzeleceğine, gerçek yargının ve özellikle yüksek yargının hukuk ve adalet adına vereceği kararlarla bu çalkantılı dönemin normale döneceğini bekleyebiliriz. Yeter ki siyasi savcılar, Türk yargıçları üzerinden elini çeksin, onları hukuk ve vicdanları ile baş başa bıraksın. Biz onlarla doğruyu, hukukun gereğini ve adaletin tecellisini sağlayacağımıza inanıyoruz. İçlerinde bazı militanlar çıkabilir. Ama onların da sistemden ayıklanabileceğini düşünüyoruz.

– Genelkurmay Başkanı o belgeyi bir polisin sızdırdığını açıkladı. Ancak Askeri Savcılık, belgeyi hazırlayanın da, birtakım aracılar eliyle sızdıranın da siz olduğunu iddia etti. Bu işleri yapan sizseniz, Çukurambar PTT’sinden ihbarcının görüntülerinin tespit edilmesini istemenizde bir tuhaflık yok mu?

Bu konudaki iddiaların cevaplanması eldeki delillerle çok kolay. Bizim mahkumiyet almak gibi bir korkumuz yok. Adli yargıdan da askeri yargıdan da çekinmiyoruz. Biz ne yaptığımızı ve ne yapmadığımızı çok iyi biliyoruz. Tek istediğimiz şey, adil ve dürüst yargılanma, aklı ve vicdanı hür yargıçlar, tarafsız ve bağımsız bir yargı ve iftira niteliği taşımayan iddianameler.

– Şayet Genelkurmay Başkanı ile görüşebilseydiniz neler söyler ve anlatırdınız?

Doğrudan olmasa da ilgililer kanalıyla her zaman Sayın Genelkurmay Başkanına ulaştığımızı düşünüyorum. Onun gerçekleri bildiğinden ve hukuki olarak bunların ispatlanmasını istediğinden hiç şüphemiz yok. Biz de aynı şeyleri istiyoruz. Sayın Genelkurmay Başkanının, ‘bu süreçten TSK güçlenerek çıkacak’ şeklinde bir açıklaması oldu. Bu cümlenin anlamı; kurulan komplolar ve yazılan senaryolar sonunda millete ve yargıya anlatılacak. Biraz zaman alıyor, biraz canımız yanıyor, ama sonuçtan hiç şüphemiz yok. Bağımsız ve tarafsız Türk yargısının tesisi, Adalet Bakanlığı kanalıyla siyasi vesayetin, yargı üzerindeki baskısının kaldırılması için mevcut sistemin geliştirilmesini ve düzeltilmesini her ortamda dile getirilmesini Sayın Genelkurmay Başkanından isterdik. Çünkü asıl sorun yargıda, poliste ve istihbarat birimlerinde. Bu birimlere sızmış bazı siyasi grupların ve cemaatlerin adamı olabilir. Aynı grupların ve kişilerin yargıda olması sistemi çürütür. Devlete olan güveni sarsar. 2’ye 1 oyla tutuklanan çok değerli insanların sayısını her geçen gün arttırır.

– Cezaevinde iddianame dışında hangi kitapları okudunuz?

Dursun Çiçek daha çok Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı öncesi yaşadığı dönemi anlatan çok sayıda kitap okudu. Hukuk ve çağdaş yargılama sistemleri, dürüst yargı üzerine yazılan kitaplar bu dönemde çok ilgisini çekti. Her zor konulu kitaptan sonra mücadele azim ve kararlılığına destek verecek şekilde öz motivasyonu yükseltecek kitaplar okudu. Her hafta iki kitap okudu diyebilirim. Medyayı ve gündemi takip etmeye çalıştı. Bolca dilekçe ve savunma hazırladı. Böylece avukatlarına destek olmaya çalışıyor.

– İçişleri Bakanlığı bünyesinde Pontus ve Ermeni iddialarına karşı oluşturulan çalışma grubunda görev yaptığınız sürede, Pontus ve Ermeni soykırım iftiraları, Ruhban Okulu’nun açılması, Patriğin ekümenliğinin tanınması, Sümela ve Akdamar’ın ibadete açılması, Akdamar’a kalıcı haç takılması konuları gündeme geldi mi? Geldiyse hangi çerçevede geldi, siz herhangi bir görüş beyan ettiniz mi? Bu konularda, işin uzmanı olarak kişisel görüşleriniz nelerdir? Özellikle Lozan kapsamında…

Bu etkinliklerin temel amac, ulus-devleti yıpratmak, hak ve hürriyetler maskesi altında bu ülkedeki kaynaşmayı, milli birlik ve beraberliği zayıflatmaktır. Ülkemizde azınlıkların bireysel anlamda bir özgürlük sorunu olduğunu düşünmüyoruz. Onların dış tahriklerle, bu ülkeye yönelik yıkıcı ve bölücü çabaların içinde olmaması için bilgilendirilmeleri ve bilinçlendirilmeleri önem kazanıyor. Ülkedeki ilişkiler ve birlik, ayrılıklar ve dini temalardan çok ortak çağdaş gelecek, ekonomik ve kültürel kalkınma yönünde olmalı. Geçmişte takılıp kalmak, geçmişin hesabını sormaya kalkmak hiç de iyi niyetle açıklanamaz.

– Genelkurmay Başkanlığı’nca hazırlanan ve Hrant Dink Vakfı’nca dava edilen Sarı Gelin CD’sinin hazırlanmasında katkılarınız oldu mu?

Galiba daha önce hazırlanmış. Ortak değerleri ön plana çıkaran, savaş ortamında yaşanan sıkıntıları anlatan gerçekçi bir çalışma olarak biliyoruz. Daha güncel ve ikna edici dokümanlar hazırlanabilir.

Samanyolu’nun “Haber”ciliği

Newsweek dergisinde yaptığımız röportajın yayınlanması üzerine “yandaş medya” her zaman yaptığı gibi sözlerimi çarptırarak bilgi kirliliği yaratmadaki uzmanlığını gösterdi.  “Ya yanılıyorsanız, planı babanız hazırladıysa?” sorusuna verdiğim yanıt: “Bir emir suç içeriyorsa, emri alan kişi bunu yapmak zorunda değil. Babam bunu bilen biri olarak, kendine emir verilmiş olsa bile yapmazdı. Ama yanılıyorsam, planı Dursun Çiçek’in hazırladığı gerçek delillerle kanıtlanırsa, babam bile olsa cezasını çeksin.” Şu ana kadarki mahkeme sürecinde de gördüğümüz gibi planı Dursun Çiçek’in hazırladığına dair hiçbir gerçek delil yok, olamaz. Dolayısıyla babamın herhangi bir ceza çekmesi söz konusu değil. Davalarda gerçek hukuk devleti ilkeleri gözetilseydi bugüne kadar da tutuklu olmamalıydı. Tüm bunlara rağmen bir kısım medyada bu cevap “Planı hazırladıysa cezasını çeksin!” başlığıyla yayınlanarak kamuoyunda sanki babama karşı herhangi bir şüphem varmış izlenimi yaratılmaya çalışıldı.

Buradan tekrar ediyorum, bu dokümanı babamın hazırlamadığına dair kafamda hiçbir kuşku yok. Bunun en somut delillerini zaten bu blogda da paylaşıyorum. Bu sahte planı kimlerin hazırlamış olabileceğine dair araştırmalarımız da devam ediyor.

Yapılan haberler arasında en dikkat çekici olan ise Samanyolu Haber’inkiydi. Samanyolu Haber her zaman yaptığı gibi haberi yine çarptırarak bilgi kirliliği oluşturmadaki öncülüğünü pekiştirdi.

Newsweek’teki roportajda “Ama bir gün bu iddianamenin TSK üst yönetiminin emri ya da baskısıyla hazırlandığı ortaya çıkarsa” derken bunu askeri savcılık iddianamesiyle ilgili söylediğim çok açık. Bu noktada, roportajda da açıkça belirttiğim gibi, bu yönde şüphe uyandıracak herhangi bir kanıt da yok. Diğer taraftan sorulan “Ya yanılıyorsanız, planı babanız hazırladıysa?” sorusuna verdiğim cevabı da yukarıda yazdım. Şimdi bakın Samanyolu Haber bu iki cevaptan bazı kısımlarını nasıl cımbızla alarak haber yapıyor:

ALBAY DURSUN ÇİCEK’İN OĞLU DENİZ ÇİÇEK: “Bir emir suç içeriyorsa, emri alan bunu yapmak zorunda değil. Planı Dursun Çiçek’in hazırladığı delillerle kanıtlanırsa, babam bile olsa cezasını çeksin. TSK’nın baskısı ile hazırlanmışsa mücadele veririm.”

Ben “TSK’nın baskısıyla hazırlanmışsa” derken askeri savcılık iddianamesinden bahsederken, Samanyolu Haber bu kısmı cımbızla alıyor, diğer cevabımı da çarptırıyor ve onun sonuna ekleyerek “İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın TSK’nın baskısıyla hazırlanmış olabilceği”ne ihtimal verdiğim anlamı çıkabilecek şekilde veriyor. Daha fazla sözü uzatmaya gerek yok. Samanyolu yine en iyi yaptığı şeyi yapıyor: haber çarptırma, bilgi kirliliği yaratma.