ISLAK İMZA DAVA SÜRECİ, KARARTILAN DELİLLER ve HUKUKSUZLUKLAR

Her Şey 4 Sayfalık Bir Fotokopi İle Başlar… (3 Haziran 2009 – 30 Eylül 2009)

3 Haziran 2009 tarihinde Avukat Serdar Öztürk’ün ofisinde yapılan aramada başka birçok belge ile birlikte dört sayfalık İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nın (İMEP) fotokopisini bulduğunu iddia eden İstanbul Beşiktaş Savcılığı bunun üzerine belgenin üzerinde imzası bulunduğu iddia edilen Alb. Dursun Çiçek hakkında bir soruşturma başlatmış. Her ne kadar savcılığın aylar sonra hazırladığı iddianamedeki tüm olaylar ve deliller belgenin bulunduğu iddia edilen 3 Haziran 2009 tarihi ve sonrasına ait olsa da Dursun Çiçek isimli bir şahıs, Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanması ve Danıştay saldırısı gibi Ergenekon davası ile ilişkili olarak 9 Mart 2009 tarihli mahkeme kararıyla dinlenmiştir. Ortada hiçbir delil olmadan alınan bu dinleme kararı, Alb. Dursun Çiçek’in hiçbir delil olmadan sanık olarak seçildiğini sonra aleyhinde delil arandığını, hiçbir şey bulunamayınca da delil üretme yoluna gidildiğini göstermektedir.

Belgenin 12 Haziran 2009 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlanmasıyla belgeden haberdar olan Alb. Dursun Çiçek hakkında, gazetedeki haber üzerine Genelkurmay Askeri Savcılığı’nca bir soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında alınan 68 tanık ifadesinin hiçbirinde Dursun Çiçek aleyhine bir bilgi olmadığı gibi tamamı lehine beyanlar içermektedir. Genelkurmay Harekât Dairesi bünyesinde çalışan Bilgi Destek Dairesi lağvedilmeden önce 5 şube olarak görev yapmaktadır. Tanık Ziya İlker Göktaş’ın ifadesinde de belirttiği gibi kendisinin müdürü olduğu 2. Bilgi Destek Şubesi’nin görevi irticai faaliyetlerle mücadeledir. Dursun Çiçek’in müdürü olduğu 3. Bilgi Destek Şubesi’nin görev alanı ise, dış tehditler, dış tatbikatlar, NATO ile ilişkiler, 1915 olaylarıdır. Genelkurmay karargâhında bir İrtica ile Mücadele Eylem Planı hazırlanacak ise bile bu planın Dursun Çiçek’in müdürü olduğu 3. Şube tarafından değil, 2. Şube tarafından hazırlanması gerekmektedir. Soruşturma kapsamında yapılan bilirkişi incelemelerinde ne Dursun Çiçek’in Genelkurmay karargâhında kullandığı bilgisayarlarda ne de kendi şahsi bilgisayarlarında İMEP’in izine rastlanmamıştır. Dursun Çiçek’in kendisinin hazırladığı belgelerin tümü askeri yazım tekniklerine uygun olmasına rağmen yine soruşturma kapsamında askeri bilirkişinin verdiği raporla sabit olduğu üzere İMEP askeri yazım teknikleriyle uyuşmamaktadır. Askeri savcılık başlattığı bu soruşturma sonucunda topladığı bu deliller üzerine kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir.

Bu sırada Avukat Serdar Öztürk’ün ofisinde tamamı 2004 yılı ve öncesine ait belgeler ile henüz hala anlaşılamayan bir sebeple Taraf Gazetesinde, Nisan 2009 yılında hazırlandığı iddia edilen fotokopi İMEP, kriminal inceleme yapılması için Emniyet Kriminal Dairesi’ne gönderilmiştir. Emniyet Kriminal Dairesi, Serdar Öztürk’ün ofisinde bulunan tüm belgeler üzerinde parmak izi incelemesi yapmış olmasına rağmen sadece dört sayfalık fotokopi İMEP üzerinde bu inceleme yapılmamıştır. Yargılamanın ilerleyen safhalarında mahkemenin bu dört sayfa fotokopi üzerinde parmak izi incelemesi yapılması talebine cevaben Emniyet Müdürlüğü’nden önce fotokopi belge üzerinden yapılan Dursun Çiçek’in imza mukayese raporu gönderilmiştir. Mahkemece tekrarlanan talebe karşılık, bu sefer de Serdar Öztürk’ün parmak izi örnekleri gönderilmiştir. Diğer taraftan, bu dört sayfa fotokopi belge üzerinde ısrarla parmak izi incelemesi yapmayan Emniyet Kriminal Dairesi bu fotokopi belgeyi inceleyerek 20 Haziran 2009 tarihinde belgenin son sayfasındaki imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu yönünde rapor vermiştir. Emniyet Kriminal Dairesi’nin bu fotokopi belgeyi inceleyerek bilimsellikten, objektiflikten ve dürüstlükten uzak olarak verdiği “eli ürünüdür” raporu bu kurumun nasıl çalıştığını gözler önüne sermiştir. Karşımızda fotokopi bir belgeden eli ürünüdür raporu veren bir kurum vardır. Bu kurumun üyesi olduğu Avrupa Adli Bilimler Enstitüleri Birliği’ne (European Network of Forensic Science Institutes – ENFSI) yaptığımız şikâyetin neticesinde ENFSI’nın üye kuruluşların verdiği raporların içerikleriyle ilgili bir inceleme yapamayacağı ancak Emniyet Kriminal’in bundan sonra verdiği raporlarda ENFSI logosunu kullanamayacağı belirtilmiştir.

İMEP’in fotokopisinin ortaya çıkmasının üzerine 30 Haziran 2009 tarihinde Beşiktaş Adliyesi’nde ifade veren Dursun Çiçek ifadeye gitmesine saatler kala, 29 Haziran 2009 tarihinde saat 19:17’de İstanbul Emniyeti’ne gönderilen isimsiz bir ihbar mektubu gerekçe gösterilerek tutuklama talebiyle nöbetçi mahkemeye gönderilmiş ve nöbetçi hakîm Rüstem Eryılmaz tarafından tutuklanmıştır. Dursun Çiçek’in İstanbul Özel Yetkili Savcıları tarafından yapılan ilk sorgulamasında, sorgulamadan sadece birkaç saat önce daha sonra Amsterdam’dan gönderildiği tespit edilen isimsiz bir email gerekçe gösterilerek tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilmesi ve nöbetçi hâkimin de tutuklama kararı vermesi Beşiktaş Hukuku’nun nasıl çalıştığını gözler önüne sermiştir. Bir üst mahkemeye yapılan itiraz üzerine Alb. Çiçek 17 saat sonra 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyetince tahliye edilmiştir.

Alb. Dursun Çiçek tahliyesinden sonra yandaş basında yapılan yargısız infaza karşı onlarca dava açıp suç duyurusunda bulunarak hukuki mücadelesini başlatırken diğer taraftan, savcılar söz konusu fotokopiyi 02 Temmuz 2009 tarihinde de Adli Tıp Kurumu’na göndermiştir. Fotokopiyi inceleyen Adli Tıp Kurumu belge üzerindeki imzanın basit tersimli olması, Dursun Çiçek’in örnek imzalarının biçimsel olarak birbirinden farklılıklar göstermesi ve belgenin fotokopi olması sebebiyle hız, işleklik ve baskı derecesi gibi tanı unsurlarının incelemeyeceği gerekçesiyle söz konusu imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olup olmadığına karar verilemeyeceği sonucuna varmıştır.

Ve İmza Islatılır… (30 Eylül 2009 – 11 Kasım 2009)

Alb. Dursun Çiçek’in Beşiktaş maceraları fotokopinin bulunmasından 4 ay sonra, Genelkurmay Bilgi Destek Dairesi’nde görevli bir subay olduğunu iddia eden bir ihbarcının ıslak imzalı İMEP’i 30.09.2009 tarihinde Çukurambar Postanesi’nden adi posta yoluyla Beşiktaş Savcılığı’na göndermesi üzerine tekrar başlar. Islak imzalı bu belgenin ellerine ulaşması üzerine Genelkurmay Askeri Savcılığı Dursun Çiçek ile ilgili dosyayı tekrar açmış ve sağlıklı bir soruşturma yapılabilmesi için ıslak imzalı bu belgeyi Beşiktaş Savcılığı’ndan istemiştir. Diğer taraftan Beşiktaş Savcılığı belgeyi Adlı Tıp Kurumu’na göndermiştir. Adli Tıp Kurumu 1 gün içinde düzenlediği, 19 Ekim 2009 tarihli raporuyla ıslak imzalı belgedeki imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu yönünde görüş bildirmiştir.

Adli Tıp Kurumu’nda yapılan bu ilk incelemede teamüller gereği belgenin, kura ile belirlenecek bir ekip tarafından kurul halinde incelenmesi gerekirken imza incelemesi, “atama” yolu ile belirlenen üç kişilik bir ekipçe yapılmıştır. Bu incelemeyi yapan ve imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu yönünde görüş bildiren “uzman”ın daha sonra terfi ettirilmesi de verilen raporun bazı kesimlerin beklentileri göz önüne alınarak verildiği tezini desteklemektedir. Zaten Adli Tıp Kurumu Başkanı’nın aynı dönemde başka bir davayla ilgili olarak söylediği “Hastanın yararı kadar toplumun bazı kesimlerinin de düşüncelerini düşünmek zorundayız.” sözü ve yine imzaladığı eli ürünüdür raporu ile ilgili ‘’ ben belgeyi incelemedim. İki arkadaşım inceledi, bende onların kanaatine 3. bir kişi olarak imza attım’’demesi  kurumun nasıl çalıştığını gözler önüne sermiştir ve kurumun kamuoyu nezdindeki güvenilirliğini tamamen yok etmiştir.

Alınan bu raporun üzerine 11 Kasım 2009 tarihinde Beşiktaş Adliyesi’ne tekrar çağırılan Dursun Çiçek yine tutuklama talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edilmiş ve nöbetçi hâkim İdris Asan tarafından tutuklanmıştır. Dursun Çiçek yapılan itiraz sonucu bu sefer 43 saat sonra 9. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından “delil durumu, kişiye isnat edilen suç unsurlarının ve kaçma şüphesinin bulunmaması” ve “sabit ikametgâh sahibi olması” gerekçeleriyle oy birliği ile tahliye edilmiştir.

İddianame Hazırlanır… (11 Kasım 2009 30 Nisan 2010)

Dursun Çiçek’in ikinci kez tahliye olması üzerine ıslak imzalı bu belge 12 Kasım 2009 tarihinde Emniyet Kriminal Dairesi’ne gönderilmiş ve fotokopi belgeye “eli ürünüdür” raporu veren üç “uzman” bu sefer ıslak imzalı belgeyi incelemiştir. Işık hızıyla çalışan bu uzmanlar yüze yakın imzayı belge üzerindeki imza ile karşılaştırarak 13 Kasım 2009 tarihli raporlarında belgedeki imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu kanaatine varmıştır. Hem Alb. Dursun Çiçek ve avukatlarının yaptığı itirazlar hem de kamuoyunda oluşan rahatsızlık sonucu işlerini sağlama almak isteyen savcılar belgeyi daha önce inceleme yapan Fizik İhtisas Kurulu Üyelerinin de içinde olduğu genişletilmiş Kurul tarafından tekrar incelenmesi için tekrar Adli Tıp Kurumu’na göndermiştir. Islak imzalı belge 11 kişilik genişletilmiş kurul tarafından incelenmiştir. Kurulun her biri yedi ile yirmi yıl arasında deneyimli olan dört üyesi imzanın tersiminin basit, taklidinin kolay olması ve Dursun Çiçek’in mukayese imzalarının faklı tersim özellikleri göstermesi sebebiyle söz konusu imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olup olmadığının belirlenemeyeceğini yönünde görüş bildirmiştir. Buna rağmen geri kalan 7 kişinin aksi yönde oy kullanmasıyla söz konusu imzanın Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu yönünde bir rapor verilmiştir. En temel hukuk ilkesi olan “şüphenin şüpheli lehinde yorumlanması” hiçe sayıldığı gibi bu 7 kişi hakkında yapılan bir araştırma çarpıcı sonuçlar ortaya koymuştur. Bu yedi kişinin üçü zaten bir önceki raporu veren kişilerdir ve ilk belgenin incelemesindeki “atanma” şekilleri ve yaptıkları açıklamalar ile güvenilirliklerini kaybetmişlerdir. Fizik İhtisas Dairesi’nde daha önce 3 yıl başkanlık yapan Dr. Ömer Kurtaş’ın verdiği bilgi ve Adalet Bakanı’nın gensoru üzerine meclisteki kabul beyanına göre, rapora ‘’eli ürünüdür’’ beyanı ile imza atan 4 uzmandan Gürel Berber, Eyüp Kandemir ve Bülent Özata belgeyle ilgili 15 Ekim’de hazırlanan ilk raporun ardından Adli Belge İnceleme Birimi’nde görevlendirilmiştir. Bu üç isim sadece bir haftalık kursla “Adli Belge Uzmanlığı” sertifikası almış olması Adli Tıp Kurumu tarafından verilen 4 Şubat 2010 tarihli bu son raporun da objektiflikten uzak olduğunun en somut kanıtıdır.

Bu dönemde belge Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın yoğun ısrarları üzerine kendilerine gönderilmiş ve gönderilen belge üzerinde Jandarma Kriminal Dairesi tarafından çeşitli incelemeler yapılmıştır. Jandarma Kriminal Dairesi söz konusu imzanın kalın uçlu keçeli kalem ile atılmış olmasından dolayı imzayı sadece biçimsel özellikleri yönünden inceleyebilmiştir. Daha sonra başlayacak yargılama sürecinde, 06 Temmuz 2010 tarihli duruşma sırasında, mahkeme salonuna getirdiğimiz CNC makinesi ile gösterildiği gibi günümüz teknolojisi ile herhangi bir imzanın makine ile biçimsel olarak taklidi mümkündür. Bu sebeple imza incelemelerinde en önemli unsurlar imzanın atış hızı ve baskı derecesi gibi imzanın üçüncü boyutu (kâğıt üzerindeki derinliği) ile ilgili unsurlardır. Jandarma Kriminal’in raporunda da açıkça görüldüğü üzere imza üzerinde bu incelemelerin hiçbiri yapılamamıştır. Keçeli uçlu kalem, kâğıt üzerinde derinlik oluşturmadığından bu tip kalemle atılan imzaların incelemesinde sadece biçimsel özellikler bakımından yapılabilmektedir ve bu tip bir incelemeden sağlıklı bir sonuca ulaşılması mümkün değildir. Kaldı ki Dursun ÇİÇEK’in imzası tüm raporlardaki ortak görüşe göre ‘’taklidi basit , tersimi kolay’’ bir imzadır. Ancak tüm kurum raporları bu tespiti yapmalarına rağmen ‘’eli ürünüdür’’ raporu vermekten çekinmemişlerdir.

Yine Jandarma Kriminal Dairesi tarafından İstanbul Beşiktaş Savcıları’nın itirazına rağmen belge üzerinde imza incelemesinden çok daha objektif olan ve daha kesin sonuçlar veren parmak izi incelemesi yapılmıştır. Yapılan incelemede belge üzerinde ne Alb. Dursun Çiçek ne de Genelkurmay’da çalışan başka birinin parmak veya avuç izi bulunmamıştır. Sahibi tespit edilememiş olan 14 izin tespiti için yaptığımız tüm girişimler şu ana dek sonuçsuz kalmıştır. Jandarma Kriminal tarafından yapılan bir başka incelemeyle de belgenin Genelkurmay karargâhındaki yazıcılar kullanılarak basılmadığı ortaya çıkmıştır.

İddianame Kabul Edilir ve Alb. Dursun Çiçek Tekrar Tutuklanır… (30 Nisan 2010 – …)

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin daha önce oy birliğiyle ve delil yetersizliği gibi sebeplerle verdiği tahliye kararından sonra Dursun Çiçek aleyhine hiçbir yeni delil bulunamadığı gibi belge üzerinde Dursun Çiçek’in parmak izinin olmadığı gibi çok somut ve lehine deliller bulunmuştur. Buna rağmen söz konusu somut delillerin eklenmediği iddianamenin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilmesi üzerine Alb. Dursun Çiçek için bir yakalama kararı çıkartılmıştır. Hukuken ancak kaçaklar için çıkarılabilen yakalama kararını Deniz Kuvvetleri Karargâhı’ndaki ofisinde öğrenen Alb. Dursun Çiçek çağırıldığı İstanbul Beşiktaş Adliyesi’ne derhal gitmiştir. 30 Nisan 2010 tarihinde çıkarıldığı mahkemece hakkındaki iddialar yüzüne okunan Alb. Çiçek tutuklanarak Hasdal Askeri Cezaevi’ne konmuştur ve bu tarihten beri tutukluluğu devam etmektedir.

Hakkında hazırlanan iddianamede Alb. Dursun Çiçek’in İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nı hazırladığı ve bu planı Erzincan’a giderek uygulamaya koyduğu iddia edilmektedir.

İddianamenin hazırlanması süresince Dursun Çiçek’in tüm iletişimi dinlenerek kayıt altına alınmıştır. Yapılan tüm incelemeler ve telefon dinlemeleri sonunda Dursun Çiçek’in ne birlikte yargılandığı diğer sanıklarla, ne aralarında İlhan Cihaner ve Org. Saldıray Berk’in de bulunduğu Erzincan sanıklarıyla ne de Ergenekon davası sanıklarından herhangi başka biriyle ne bir email, ne bir telefon ne de başka bir iletişimi tespit edilememiştir. Bunun da ötesinde bu davalarda yargılanan sanıkların kendi aralarında yaptığı telefon görüşmeleri veya gönderdikleri emaillerde de Dursun Çiçek ismi geçmemektedir. Bu bile tamamen toplama sanıklardan oluşan bu davalar ile Alb. Dursun Çiçek’in hiçbir ilişkisinin olmadığını göstermeye yeterken mahkeme heyeti ve savcılar bunu görmezden gelmeye devam etmektedir.

Dursun Çiçek’in Erzincan’a gittiği iddiaları hiçbir somut delil ile desteklenememektedir. Üstelik delil olarak gösterilen belgelerin başka Dursun Çiçek’lere ait olduğu da ortaya çıkmıştır. Ne iddianamede geçen Mazlum Otel’de kalan Dursun Çiçek’in, ne İMEP’in fotokopisinin bulunduğu 03.06.2009 tarihinden önce telefonları dinlenen Dursun Çiçek’in ne de Erzurum’dan Ankara’ya THY ile uçan Dursun Çiçek’in Alb. Dursun Çiçek olmadığı mahkemenin yazdığı yazılara verilen cevaplarla sabittir. Türkiye çapında başlatılan bu Dursun Çiçek avının, mahkeme sürecini uzatmaktan başka bir amacı ve işlevi yoktur.

Mahkeme süresince, Alb. Dursun Çiçek ve avukatları tarafından, gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olacak iki yüzün üzerinde talepte bulunulmuştur. Savunmanın bu taleplerinin sadece yüzde dokuzu karşılanırken savcılığın taleplerinin yüzde yüzünün karşılanması savunma ve iddia makamının eşitliği ilkesiyle çeliştiği gibi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin de nasıl çalıştığını gözler önüne sermiştir. İddia edilenin aksine Dursun ÇİÇEK İMEP’i hazırlamak için hiçbir komutanından emir almamıştır. Bu gerçeği ispatlamak amacıyla adı geçen komutanların duruşmada dinlenmesi talepleride hep sonuçsuz kalmaktadır. 13. Ağır Ceza Mahkemesince yürütülen yargılama gerçekleri otaya çıkarmak yerine üstünü örtme girişimlerini bize göstermektedir. Mahkeme yargılamayı en hızlı ve iyi şekilde sonuçlandırmak yerine , bağlantılı bağlantısız herkesi kamuoyunda ‘’Ergenekon’’ adı verilen davanın içine sokma girişimi içindedir.

Reklamlar

12 Responses to ISLAK İMZA DAVA SÜRECİ, KARARTILAN DELİLLER ve HUKUKSUZLUKLAR

  1. Oktay says:

    Yazı için teşekkürler, takipteyim.

  2. F.Ceyda Bilgeç says:

    Bu deli saçması iddiaların neresine yorum yapılırki?
    Yurtseverleri susturmaya çalışıyorlar her türlü yolu deniyorlar ve biz Laik Demoratik Türkiye Cumhuriyeti’nin çocukları susup korkup evlerimizden mesajlaşıyoruz.
    Mısır’lı ve kara çarşaflı kadının yüreği yok bizde.
    Çokta yüklenmiyelim kendimize bu gün Kahir’de 1-2 milyon toplanmış ama kararlılar ve Ordu müdahale etmiyeceğim demiş..
    Bizler Cumhuriyet mitinglerinde en az 5(Beş)milyonduk.
    Diyeceğim o ki yenilmemize imkan yok şu ölü toprağını üstümüzdsen bir atabilsek.
    Sevgi ve Saygıyla

  3. Guest says:

    29 Haziran aksami gonderilen ihbar mailinin Hollanda’dan atildigi soylendi. Eger bu ihbar gercekten basinda yer alan 78.184.32.122 nolu IP adresinden geldiyse bu iste bir tuhaflik var. 78.184.32.122 nolu IP adresi Hollanda’da degil Turkiye’de kayitli standart bir ADSL adresi, kendiniz kontrol edebilirsiniz: http://www.db.ripe.net/whois?form_type=simple&full_query_string=&searchtext=78.184.32.122&do_search=Search

    TIB’in kendi kendine boyle bir hata yapmasi pek olasi degil. Hollanda cevabi yine bir ort-bas hareketinin parcasi olabilir. Bu isin ustune gitmekte fayda var.

    Mucadelenizde basarilar dilerim…

  4. turkish says:

    Arkadaşlar birilerinin kuyruğuna basılınca avaz avaz bağıtmaya başlıyorlar.Hayır herşeyi anlıyorum bu adamlar kendilerini aklamak için herşleyi kullanılrlar ama bu dünyada.Ya öbür dünyada ya vicdanlarında .Nice kimseler gördük biz böyle adalet er ya da geç tecelli eder. Teşekkürler..

  5. ADNAN KARATAŞ says:

    Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına son vermeye ant etmiş bir anlayışın, aynı cumhuriyetin yürütmesini ele geçirerek yaptıklarına yorum yersiz. Bu anlayışın yürütmeden uzaklaştırılması yollarına düşülmelidir. Bu da utangaç demoktratlık görüntülü iskeletsizliklerle olur değildir.

  6. miriban yalçın says:

    bu onurlu mücadelenizde yanınızda olduğumuzu bilmenizi isteriz yüreğimiz sizinle

  7. salim hasanoğulları says:

    demek ki amaç adeleti uygulamak değil gerçek vatan sahiplerini ve ATA ve TÜRK leri sindirmek zayıflatmak amaçları yok etme eylem planı.Atatürk son hitabesinde bizleri uyarmış fakat bizler rehavet içinde olduğumuz için bunları unutmuşuz.Senin içeride ve dışarıda düşmanların olacaktır !dışardakiler belli de içerdekiler de belli oldu şimdi ergenekon balyoz deyip tamamiyle ülesini seven ve hizmet edenlere yönelik bir korku politikası ama olsun biz bunlarıda aşacağızzz.Ve tüm kalbimizle sizlerin yanındayız………

  8. en kısa zamanda bugünlerin bitmesi dilegiyle kalbimiz sizinle

  9. Özenç Erkin Gülmüşoğlu says:

    Bu hukuksuzlukların en kısa zamanda bitmesini ve aydınlık günlere hep birlikte kavuşmayı diliyoruz.

    • özcan koçak says:

      güneşi balçıkla sıvamaya çalışan alçakları elbet güneş birgün yakacak…
      yanınızda olan binlerce dursun çiçek, ali tatar , çetin doğan, m.ali çelebi den biri olarak güneşin doğmasını bekliyorum saygılarımla..

  10. Fehim Güler says:

    BİLGİ NOTU

    Askerlerin Sivil Mahkemelerde yargılanabilirliğine ilişkin yasanın kabulü ile Hukukun genel ilkesi olan makable şamil(Geriye doğru işlemezlik prensibi) ilkesi çiğnenmiştir.

    Hukukta, “yeni hukuk kurallarının geriye yürümemesi, geçmişe etkili olmaması ilkesi”ne istisna makabline şamil ise geriye yürür.
    Sıklıkla makable şamil olarak da kullanılan terimde, temel ve teamül, suçluya fayda sağlayan yasalara uygulanması, zarar sağlayanlara uygulanmaması; yani müktesep hakkı zedelenmeden, lehteki yeni yasayı geriye yürütmek, aleyhtekini es geçmektir.

    İngilizce ”Retroactive” denilen bu ilke doğrultusunda yeni yasalar geriye yürütülmeyip gelecek zaman dilimini kapsaması bir ilkedir.

    Yargılanan 1 nci Ordu Plan Semineri ise, tamamen askeri mahalde komuta kademesinin iştiraki ile yapılan ve icra tarihinden 2 yıl önce onaylanan seminer özellikleri doğrultusunda icra edilen kış çalışmalarıdır. Ancak bu Plan Semineri herhangi bir üçüncü taraf marifetiyle Balyoz Harekat Planı ile taçlandırıldığı takdirde olay evrakta sahtecilik veya emre itaatsizlik suçu olarak değişir ve bu takdirde de suç oluşumu, suçun işlendiği mahal yönleri ile Askeri Mahkemelerde yargılanma durumunu ortaya çıkarır.
    Askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını öngören 2006/7 yıllarında çıkan yasa içeriğinde ”istisna makable şamil” olup olmadığının Başbakanlık Kanunlar Dairesi web sayfasında veya tbmm web sitesinde araştırılması yapılmışmıdır?

    Ayrıca bir Şb. Md. nün GenelKurmay Karargahında üretilen hiçbir evraka imza atma yetkisi bulunmamaktadır. Bu konuda TSK Kütüphanesinede ”İmza Yetkileri Broşürü”ne bakılması yeterli olacaktır. Bu yönergenin varlığı dahi delil anlamı taşımaktadır.

  11. mücella says:

    Ne yorum yapayım ki at ellerinde bildikleri gibi koşturuyorlar . Yargısız infaz nezaman bitecek

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: