Odatv’nin Dursun Çiçek ile dolaylı röportajı

Haberin tamamına buradan erişebilirsiniz.

… Şartlar ortada. Buna rağmen şansımızı deneyip, Kurmay Albay Çiçek’i konuşturalım istedik. Ancak röportaj girişimimiz yine “muvazzaflık”engeline çarptı. Sorularımızı da doğrudan Albay Çiçek değil, ama onun adına artık kamuoyunun yakından tanıdığı kızı İrem Çiçek cevaplandırmak zorunda kaldı.

Soru – cevap faslından önce, İrem Çiçek’in aktardığı bugünün Türkiye tablosuna ilişkin şu çarpıcı tespitle işe başlayalım:

“Ülkemiz hukukun hukuksuzluk için alet edildiği, biat kültürüne zorlanan insanlardan direnenlerin tutuklanma baskısı ile teslim olmaya zorlandığı, 1919 dönemini yaşıyor. İngilizlerin dış baskısı, padişah ve sadrazamın teslimiyetçi ve işbirlikçi yönetim anlayışı ile o günlerde Türk Subayları ve genelde Türk aydınları bir gecede tutuklanır, Malta’ya sürülürdü. O zaman düşman ve dost belli idi. Ama şimdi içimizde ve onları ayırmak o kadar kolay değil. O zaman iletişim ve medya bu kadar etkin değildi. Şimdi çok etkin. Mütareke basınının yapamadığını, yandaş medya bir ibadet vecdi içinde yerine getirmek için gece-gündüz çalışıyor. Cumhuriyetin bir asırlık değerleri eriyor, yetişmiş insanları iki duvar arasına mahkum ediliyor, Ülkenin birlik ve dirliği için canı ve kanı pahasına mücadele eden, terörle mücadelede ön saflarda kahramanca görev yapmış askerler ve halen görev yapanlar, bu ülkenin yargıcı olduğu söylenen hakimler tarafından tutuklanıyor. Türk toplumunun beyni yıkanarak, asker düşmanı olmaya zorlanıyor. Cumhuriyet Savcıları, siyasi savcılar haline gelmiş. Masum insanların aylarca tutuklanması için küçük bir siyasi işaret yeterli. Tarafsız ve bağımsız yargının bazı birimleri teslim alınmış. Yüksek yargının teslim alınmasına yönelik referandum sürecini de ibretle izliyoruz. ‘Bir siyasi partiyi ve cemaati bitirme planı, millete komplo planı ve irtica ile mücadele planı’ olarak pazarlanan sahte plan, cemaati ve irticayı koruma ve kollama planı olarak uygulanıyor. ‘Millete komplo planı’, askere ve yargıya komplo planı olarak acımasızca uygulanıyor. Ümitsiz olmak için neden çok. Ama bize mücadele yakışır. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 1919 tarihinde yaptığı gibi. Temel hak ve hürriyetlerimiz ayaklar altında. Ama Türk Milletinin aydınlanmasına ve gerçekleri görmesine hizmet edecekse helal olsun. Ama bir işe yaramayacaksa yazıklar olsun.”

Şimdi sıra soru ve yanıtlarda:

– Yargılanmanız, TSK’dan ihraç edilmeniz için kampanya yürüten birileri dava başladıktan sonra sizi “Bu davanın Dreyfus’u” ilan etti. Bu benzetmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dursun Çiçek olsa olsa komplo ve tertiplerin hedefi haline gelen TSK’nin Dreyfus’u olabilir. Yani önce yargısız infazla, suçsuzluk karinesi ve insan haklarını haince ihlal edeceksin, sonra masum olabileceğini savunacaksın. Bu yandaş medyanın ne kadar hain ve insanlık dışı bir yayın politikası izlediğini ve bir merkezden yönetildiğini gösteren somut bir örnekten başka bir şey değil.

– Aynı kesimden bir isim, Mümtaz’er Türköne, “Aslında başından beri sizi kendisine çok yakın bulduğunu” açıkladı. Bu “yakınlıktan” kast edilen sizce ne olabilir? Mesela duruşmada, kız kardeşlerinizin türbanlı olduğunu açıklamanız, bu yakınlıkta etkili olmuş mudur? Sizce birilerine yakınlık veya uzaklığın ölçüsü türban olabilir mi?

Başörtüsü bizim kültürümüzün bir parçası. Adı geçen kişi, daha önce Dursun Çiçek’le ilgili olarak yaptığı haksız yayınlarından sonra sanırım komplonun ne kadar açık ve haince olduğunu anlamış olabilir. Bu davada beraat çıkacağını gördüğü için böyle bir tavır değişikliğine girmiş olabilir. Zaten baştan beri ifade ettik. Asıl hedef TSK ve milletin gönlündeki, milli kültürümüzdeki asker sevgisini aşındırmak. Bu amaca hizmet eden her yol, söz konusu kesimler için mubah. Onlardan dürüstlük, tutarlılık beklemenin hiçbir anlamı yok.

– Söz konusu kesimlerin TSK, daha doğrusu üstleriniz aleyhine ifade vermenizi, “Bana bu belgeyi şu şu yazdırdı” demenizi beklediği anlaşılıyor. Bu beklentiyi karşılayacak mısınız?

Bırakın öyle 3-5 ay tutuklanmayı, idama mahkum etseler de her zaman doğruyu söylemeye ve gerçekleri milletimize anlatmaya devam edeceğiz. Sahte planı ve taklit imzaları, üzerindeki üniformayı subay üniforması zanneden hainlerin kurduğu tuzakları, gücümüz yettiğince halkımıza anlatmaya, bu yolda her türlü mücadeleye destek vermeye devam edeceğiz. Bizden yalan ve iftira içinde olmamızı bekleyenler daha çok beklerler. Ama yazılan senaryoları ve kurulan tuzakları ülkemizin insanlarına anlatmak için gerekli hazırlıkları yaptık. Bize şimdi gerekli olan tek şey, sadece aklı ve vicdanı hür Cumhuriyetin gerçek savcıları ve hakimleri. Tarafsız ve bağımsız bir yargı ve anlattıklarımızı milletimize çarpıtmadan aktaracak bir medya.

– Bu dönemde siz ve aileniz maddi, manevi ve hukuki yönden TSK komuta kademesinden beklediğiniz desteği gördünüz mü?

Destekten hiç şüphe duymadık. Çünkü gerçekleri ve komploları çok iyi biliyorlar. Devletin kurumları arasındaki çatışmanın ülkeye ve millete zarar vereceğini düşünüyorlar. O yüzden bizim maruz kaldığımız haksızlıkları, ülkenin doğruyu bulması ve yargının güçlenmesi için karşılamaya çalışıyorlar. Aynı beklentinin siyasi kanattan gelmemesi sorunun temel kaynağı. O tarafta devlet adamlığı yaklaşımı yok. Basit ve çıkarcı bir ilkel yaklaşım var, bilek güreşine zorlama var. Bu tuzağa düşmek milleti kamplara bölebilir, iç çatışma ortamı yaratmanın kapısını sonuna kadar açabilir. Çok dikkatli olmak zorundayız. Ama temel sıkıntı askeri yargıda. Anayasal yetki ve sorumluluklarının gereğini yapmıyorlar. Yoğun saldırılar karşısında bir şüphe dönemi oldu. Her şeyin düzeleceğine, gerçek yargının ve özellikle yüksek yargının hukuk ve adalet adına vereceği kararlarla bu çalkantılı dönemin normale döneceğini bekleyebiliriz. Yeter ki siyasi savcılar, Türk yargıçları üzerinden elini çeksin, onları hukuk ve vicdanları ile baş başa bıraksın. Biz onlarla doğruyu, hukukun gereğini ve adaletin tecellisini sağlayacağımıza inanıyoruz. İçlerinde bazı militanlar çıkabilir. Ama onların da sistemden ayıklanabileceğini düşünüyoruz.

– Genelkurmay Başkanı o belgeyi bir polisin sızdırdığını açıkladı. Ancak Askeri Savcılık, belgeyi hazırlayanın da, birtakım aracılar eliyle sızdıranın da siz olduğunu iddia etti. Bu işleri yapan sizseniz, Çukurambar PTT’sinden ihbarcının görüntülerinin tespit edilmesini istemenizde bir tuhaflık yok mu?

Bu konudaki iddiaların cevaplanması eldeki delillerle çok kolay. Bizim mahkumiyet almak gibi bir korkumuz yok. Adli yargıdan da askeri yargıdan da çekinmiyoruz. Biz ne yaptığımızı ve ne yapmadığımızı çok iyi biliyoruz. Tek istediğimiz şey, adil ve dürüst yargılanma, aklı ve vicdanı hür yargıçlar, tarafsız ve bağımsız bir yargı ve iftira niteliği taşımayan iddianameler.

– Şayet Genelkurmay Başkanı ile görüşebilseydiniz neler söyler ve anlatırdınız?

Doğrudan olmasa da ilgililer kanalıyla her zaman Sayın Genelkurmay Başkanına ulaştığımızı düşünüyorum. Onun gerçekleri bildiğinden ve hukuki olarak bunların ispatlanmasını istediğinden hiç şüphemiz yok. Biz de aynı şeyleri istiyoruz. Sayın Genelkurmay Başkanının, ‘bu süreçten TSK güçlenerek çıkacak’ şeklinde bir açıklaması oldu. Bu cümlenin anlamı; kurulan komplolar ve yazılan senaryolar sonunda millete ve yargıya anlatılacak. Biraz zaman alıyor, biraz canımız yanıyor, ama sonuçtan hiç şüphemiz yok. Bağımsız ve tarafsız Türk yargısının tesisi, Adalet Bakanlığı kanalıyla siyasi vesayetin, yargı üzerindeki baskısının kaldırılması için mevcut sistemin geliştirilmesini ve düzeltilmesini her ortamda dile getirilmesini Sayın Genelkurmay Başkanından isterdik. Çünkü asıl sorun yargıda, poliste ve istihbarat birimlerinde. Bu birimlere sızmış bazı siyasi grupların ve cemaatlerin adamı olabilir. Aynı grupların ve kişilerin yargıda olması sistemi çürütür. Devlete olan güveni sarsar. 2’ye 1 oyla tutuklanan çok değerli insanların sayısını her geçen gün arttırır.

– Cezaevinde iddianame dışında hangi kitapları okudunuz?

Dursun Çiçek daha çok Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı öncesi yaşadığı dönemi anlatan çok sayıda kitap okudu. Hukuk ve çağdaş yargılama sistemleri, dürüst yargı üzerine yazılan kitaplar bu dönemde çok ilgisini çekti. Her zor konulu kitaptan sonra mücadele azim ve kararlılığına destek verecek şekilde öz motivasyonu yükseltecek kitaplar okudu. Her hafta iki kitap okudu diyebilirim. Medyayı ve gündemi takip etmeye çalıştı. Bolca dilekçe ve savunma hazırladı. Böylece avukatlarına destek olmaya çalışıyor.

– İçişleri Bakanlığı bünyesinde Pontus ve Ermeni iddialarına karşı oluşturulan çalışma grubunda görev yaptığınız sürede, Pontus ve Ermeni soykırım iftiraları, Ruhban Okulu’nun açılması, Patriğin ekümenliğinin tanınması, Sümela ve Akdamar’ın ibadete açılması, Akdamar’a kalıcı haç takılması konuları gündeme geldi mi? Geldiyse hangi çerçevede geldi, siz herhangi bir görüş beyan ettiniz mi? Bu konularda, işin uzmanı olarak kişisel görüşleriniz nelerdir? Özellikle Lozan kapsamında…

Bu etkinliklerin temel amac, ulus-devleti yıpratmak, hak ve hürriyetler maskesi altında bu ülkedeki kaynaşmayı, milli birlik ve beraberliği zayıflatmaktır. Ülkemizde azınlıkların bireysel anlamda bir özgürlük sorunu olduğunu düşünmüyoruz. Onların dış tahriklerle, bu ülkeye yönelik yıkıcı ve bölücü çabaların içinde olmaması için bilgilendirilmeleri ve bilinçlendirilmeleri önem kazanıyor. Ülkedeki ilişkiler ve birlik, ayrılıklar ve dini temalardan çok ortak çağdaş gelecek, ekonomik ve kültürel kalkınma yönünde olmalı. Geçmişte takılıp kalmak, geçmişin hesabını sormaya kalkmak hiç de iyi niyetle açıklanamaz.

– Genelkurmay Başkanlığı’nca hazırlanan ve Hrant Dink Vakfı’nca dava edilen Sarı Gelin CD’sinin hazırlanmasında katkılarınız oldu mu?

Galiba daha önce hazırlanmış. Ortak değerleri ön plana çıkaran, savaş ortamında yaşanan sıkıntıları anlatan gerçekçi bir çalışma olarak biliyoruz. Daha güncel ve ikna edici dokümanlar hazırlanabilir.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: